Merhabalar,
Yunanistan tatilinin 2. yazısıyla karşınızdayım. En son Kavala’da kalmıştık, bu yazımda ise sizlere Halkidiki ve Selanik maceralarımızdan bahsedeceğim.

Kavala’da konakladıktan sonra ertesi gün otelden çıkış yaptık, otelimizde kahvaltı yoktu bu sebeple planımız Lidl’a uğrayıp kahvaltılık bir şeyler almaktı. Fakat otelin hemen yanında fırın olduğunu gördük, fırından miss gibi kokular da gelince kayıtsız kalamadık ve feta peynirli bir börek satın aldık. Bu böreğin dilimine 2 Euro verdik, tadı bizim böreklerimize benziyordu ama daha az yağlıydı. 28 ile çarpmadığımız sürece Yunanistan gayet uygun ama gelin görün ki biz çarpmak durumunda kalıyoruz 🙂 Çarpmayınca çok mutluyuz, ama çarpınca kalbimize bazen bir ağrı saplanmıyor değil.

Neyse bir dilim böreği paylaştık ama tabii ki bununla doymayacağımız için Kavala’daki Lidl’a uğradık ve kendimize kahvaltılık bir şeyler aldık. Ayrıca Türkiye’ye götürmek için de uzo, reçel vs aldık (dip not: Ben Lidl’da satılan reçellerin hastasıyım, eğer sizler de benim gibi sulu olmayan marmelat vari reçelleri seviyorsanız mutlaka Lidl’dakileri deneyin, özellikle orman meyveli olanı efsane). Uzo fiyatları da gayet uygundu, 70’lik uzoya 8 Euro verdik. Türk parasıyla bile gayet ucuz çünkü şu anda Türkiye’deki bir marketten 70’lik Yeni Rakı alsanız herhalde en az 500 TL tutar. Bu sebeple hazır arabayla da geldiğimiz için arkadaşlarımıza vs hediye götürmek için baya bir uzo aldık.
Lidl’dan çıktıktan sonra Halkidiki’ye doğru yola çıktık. Bu arada bir önceki yazımda okuduğunuz üzere Yunanistan’da internetim vardı fakat ben daha öncesinde Google Maps üzerinden gideceğimiz rotanın haritasını indirmiştim. Bu harita indirme olayı da sizlere verebileceğim bir başka tavsiye olabilir. Ben seyahatlerimde hep Google Maps kullanıyorum ve gideceğim rotayı önceden indiriyorum böylece internetim olmadan da navigasyonu kullanabiliyorum. Tavsiye demişken bir başka tavsiye ya da uyarıyı da araya sıkıştırmak isterim. Yunanistan’da kesinlikle benzin daha pahalı, en ucuz dizel benzinin litresi 1.59 Euroydu. Bu sebeple bence Türkiye’den benzini fulleyip çıkın, ikinci uyarım da Yunanistan’ın otobanlarında Türkiye’deki gibi benzinciler ya da tesisler yok. Bu sebeple bırakın benzini yeri geliyor tuvalet bile bulmak zor oluyor. Benzinsiz kalmamanız adına bu uyarıyı da yapmak istedim. Neyse gelelim bize, biz Halkidiki yolunda otobanda bir dinlenme alanına girdik ve kendimize aşağıda görebileceğiniz gibi bir sofra kurduk, afiyetle de mamalarımızı yedik.

Kahvaltı sonrasında yolumuza devam ettik, Halkidiki bölgesi 3 bacaktan oluşuyor. Athos tarafına giriş yasak, ben de araştırma yaparken bu ilginç durumu öğrendim. Sizleri de aydınlatmak isterim, Athos kısmında sadece dine gönül vermiş erkekler yaşıyor, kadınları bırakın dişi hayvanların bile girmesi yasak bu sebeple Halkidiki’de aslında 2 kısmı görebilirsiniz: Sithonia ve Kassandra. Bizim otelimiz Kassandra bölgesinde yer aldığı için biz direk o tarafa gittik ama bir dahaki Yunanistan seyahatimde mutlaka Sithonia tarafını da görmek isterim. Otelimizin adı Mendi’ydi ama kalmanızı önermiyoruz. Biz denize sıfır plajı olduğu için bu oteli tercih etmiştik fakat otelin denizi güzel değildi. Bu sebeple bir daha buralara gitsem denizi güzel olan bir bölgede pansiyon tutar denize yürüyerek giderim. Biz otele saat 3 gibi vardığımızdan o günü otelin plajında geçirdik. Birkaç kere denize girdik, şezlongda güneşlendik. Ayrıca bizim için bir yaz klasiği olan bira patates de yaptık. Bu sefer bira olarak Mythos içtik. Toplamda da 2 bira 1 patates kızartmasına 12 Euro para verdik. Akşam yemeği için Pefkochori kasabasında yer alan “Fish Tavern Tsaparis” restoranında yer ayırttık. Bu restorana gitmek istiyorsanız mutlaka rezervasyon yapın yoksa akşam yemeğini saat 10’dan önce yiyemezsiniz. Biz de rezervasyon için oteldeki çalışan birisinden yardım almayı düşündük. Erkek arkadaşım önce lobideki kadından rica etti. Amacımız sadece kendisinin telefonunu kullanıp arama yapmaktı. Fakat çok nazik olan hanımefendi “telefonunuzu kullanamamanız benim sorunum değil size kendi telefonumu veremem” dedi. Aşırı gıcık olduk, ama pes etmedik. Sonra havuzun orada görevli olan bir başka kişiye rica ettik ve tabii ki kendisi İNSAN olduğu için bize yardımcı oldu hatta yunanca konuşarak bizim adımıza restorana rezervasyon yaptırdı. Bize gıcıklık eden lobideki kadına sen bize yardım etmesen de biz yardım edecek iyi birisini bulduk dememek için kendimizi zor tuttuk 🙂 Restoran otelden yarım saat uzaklıktaydı, dağları aşarak restoranımıza geldik. Yemekler lezizdi, özellikle balık ürünleri ve ara sıcaklar çok iyiydi. Bizden tam puan aldı. Birkaç meze, ara sıcaklar (balık ürünleri), 500 ML beyaz şaraba 50 Euro para verdik. Bodrum’daki bir yere kıyasla valla bizce hesap uygundu.
Bir sonraki gün ise otelden 11 gibi çıktık ve Posidi Beach’e gittik. Buraya aşık olduk, arabımızda kamp sandalyeleri ve şemsiyemiz vardı. Onları alarak sahilin en ucuna kadar yürüdük. Buranın denizi mükemmeldi, mutlaka gelin. Yalnız tamaman halk plajı bu sebeple yanınızda şemsiye vs olmalı. Plaj tam en uçta yer alıyor yani bir burun gibi. Bu sebeple sağ taraftaki deniz dalgalıyken sol taraftaki deniz süt liman olabiliyor. Denizin rengine de hayran kalarak burada baya denize girdik ve sonrasında da tuzlu bir şekilde arabaya binerek Selanik’e doğru yola çıktık. Posidi Beach’in hakkını verdiğimizi düşünüyorum 🙂
Selanik’teki otelimizin adı The Mavili Urban Stay idi. Şehir merkezine yürüme mesafesinde olan gayet temiz ve yeni bir oteldi. Sadece tek eksiği otoparkının olmamasıydı. Otelin hemen çaprazında günlüğü 15 Euro olan bir otopark vardı ama tabii ki biz o parayı vermedik ve arabayı uygun bir sokağa park ettik. Arabanın park ettiğimiz yerden çekilip çekilmeyeceğini de oradaki esnafa sorarak teyit ettik. Selanik çok eski bir şehir, sokakları bizce hamam gibi kokuyordu 🙂 Sanırım nem ve küften öyle ama cidden hamam gibi bir koku vardı. Evler genellikle çok eski, şehirde birçok tarihi kalıntı var. Deniz tarafı ise aynı İzmir, Konak 🙂
Otele eşyalarımızı bıraktıktan sonra yürüyerek şehri turladık. Ana amacımız Atatürk’ün evine gitmekti ama saat olarak geç kaldığımız için bu etkinliği bir sonraki güne bırakarak Selanik sokaklarında yürüdük. Galerius Kemeri ve Rotunda’yı gördük, kemerin hemen arkasındaki Panagia Dexia kilisesine girerek mum dikip dilek tuttuk. Sahil tarafına geçerek Beyaz Kule’yi gördük, kordonda yürüdük. Tarihi eser anlamında şehir bana Roma’yı hatırlattı.

Bir de Selanik baya kalabalık geldi bize. Biz cumartesi akşamı oradaydık, herhalde ondan ama birçok kişi sokaktaydı. Barlarda bira ya da kafelerde kahve içenlerle doluydu sokaklar. Baya hareketli bir şehir olmasına şaşırdık. Anlayacağınız gece hayatı olan bir şehir, Avrupa şehirlerine pek benzemiyor. Akşam yemeği olarak “Mezen Salonica” isimli bir restorana gittik. Buranın konseptini çok sevdim, böyle yerler bence Türkiye’de de olmalı. Bu restoranda konsept şöyle sen ne içeceğine karar veriyorsun, restoranın şefi de o seçtiğin içeceğe göre sana 5 tane meze seçiyor. Yani yemekleri sen seçmiyorsun. Biz yeşil etiketli Varbayanni denemek istediğimiz için onu seçtik, şefimiz de bize 5 tane lezzetli meze seçti. Toplamda da 23 Euro verdik.


Selanik’teki ertesi günümüzü sadece Atatürk’ün evini görmeye ayırdık. Selanik sokaklarında evi tarif eden tabelalara rastlamak bizi gururlandırdı. Ev hemen Türk Konsolosluğunun yanında. Benim ikinci gidişim olsa da yine ve yine duygulandım. Görmek isteyen herkesin bir gün Selanik’e gitmesini canı gönülden isterim.



Beni bıraksanız daha neler neler yazarım da yine bir hayli uzun bir yazı oldu. Merak etmeyin, Yunanistan seyahatimizi bitirmeye son bir yazı kaldı. Bir sonraki yazımda size Thassos Adası maceralarımızdan bahsedeceğim.
Yunanistan’a gitmek isteyen herkesin bir gün buralara yolunun düşmesini dileyerek bu yazımı burada sonladırmak isterim, buraya kadar okuduğunuz için çokça teşekkürler.
Şimdilik adios…
Yorum bırakın