Selamlar,
Yunanistan tatil serimizin son kısmına gelmiş bulunmaktayız. Bugün sizlere Thassos adasından bahsedeceğim. Biz bildiğiniz üzere Selanik’ten Thassos’a doğru yola çıktık. Adaya geçiş Keramoti kasabasından oluyor. Kasabadaki limandan arabaya feribotlar kalkıyor ve bilet alarak feribota geçebiliyorsunuz. Bu arada şöyle enteresan bir uygulamaları var, feribota arabayı sokarken sadece şoför arabada yer alabiliyor, yani diğer tüm yolcular yürüyerek feribota geçiyor. Bunun sebebi de feribotu o kadar çok doldurup yerden tasarruf etmeye çalışıyorlar ki sadece şoför tarafının kapısı açılabiliyor. Feribot ücreti ise 30 Euro (1 araba, 2 yolcu). Biz bu ücreti gidiş-dönüş diye algılayarak sevinmiştik ama maalesef ki dönüşte de aynı ücreti vermemiz gerekiyormuş 😦 Bozcaada ile kıyasla Thassos adasına gidiş dönüş baya bir tuzluydu.

Feribot aynı bizim feribotlara benziyor, anlayacağınız hiçbir değişiklik yok. Yolculuk sırasında bu sefer Türk martıları değil de Yunan martıları sizlere eşlik ediyor. Yunanlılar da martıları beslemeyi seviyor fakat bizim gibi simit vermek yerine onlar cips vermeyi tercih ediyorlar 🙂 Yolculuk yaklaşık 30-40 dakika sürüyor.
Bizim otelimiz şehir merkezinde olmadığı için biz bir 30 dakika kadar daha arabayla adayı dolaştık ve Skala Marion (Σκάλα Μαριών) isimli kasabada yer alan Kostas isimli pansiyona giriş yaptık. Tam bir pansiyon olduğu için lobi olmadığından çalışan kişiyi bulmak konusunda biraz zorlansak da odamıza günün sonunda yerleştik. Denize yürüme mesafesinde olan, temiz bir pansiyondu. Biz oturmasak da geniş bir balkonu vardı. Bu arada bu adaya Bulgaristan, Romanya, Makedonya tarafından gelen birçok kişi olduğunu fark ettik. Özellikle bizim pansiyonun önünde Romanya plakalı birçok araç vardı. Pansiyonun 6 kişilik bir otoparkı olduğu için arabamızı park etmekte de sorun yaşamadık. Deniz için hazırlandıktan sonra yürüyerek plaja indik. Bu kasabada yürüyerek denize girebileceğiniz 2 adet plaj bulunuyor: Skala Maries Beach ve Platanes Beach. Biz daha açık bir koy olduğu için daha temiz olabileceğini düşündüğümüzden Platanes Beach’i tercih ettik. Çok güzel bir denizi vardı, şezlonglara da ekstra para vermedik. Sadece bir şeyler yiyip içecekseniz ücret ödüyorsunuz. Keşke ülkemizde de böyle bir sistem olsa… Biz 2 adet tost yedik, 2 adet de bira içtik. Toplamda 14 Euro verdik.

Saat 19.00’a kadar plajda dinledikten sonra otele gelip üstümüzü değiştirdik ve deniz kenarındaki restoranlardan “Coralli Tavern” isimli yere oturduk. Bu arada Türkler tarafından çok ziyaret edilen bir ada olduğu için restorandaki çalışanlar daha oturur oturmaz bizim Türkiye’den geldiğimizi anladı 🙂 Genel anlamda Yunanistan Türk ziyaretçilere fazlasıyla alışkın bu sebeple tek tük Türkçe kelimeler dahi biliyorlar. Restorandaki çalışan da kendisinin Türklere benzediğini söyledi. Ama benim asla benzemediğimi de ekledi. (hhehehe) Ayrıca şunu da not düşmek isterim, bize yardımcı olmayan kaba lobi çalışanı haricinde tüm herkes çok sıcakkanlı ve güler yüzlüydü. Yunanlılarla geçmişimizi düşününce bizlere karşı önyargılarının olmaması çok hoşuma gitti. Yunan yemeklerinden en ama en çok kabak kızartmasını sevdiğimiz için son akşam yemeğimizde de onu söylemeyi unutmadık. Kabaklarını çok güzel ve incecik kızartıyorlar ya, aşırı lezzetli 🙂 Bir de söylemeyi unuttum ama ilk gece haricindeki tüm akşam yemeklerimizden sonra mutlaka ikram olarak tatlı ya da meyve geldi. Burada da hesaba 47 Euro civarı bir şey ödedik. Yemekleri gayet güzeldi, öneririm.
Ertesi sabah ise Yunanistan’daki son günümüzdü. Thassos adasından ayrılmadan önce bizler de çoğu kişi gibi bu adanın en popüler plajı olan Marble Beach’i görmek istedik. Marble Beach’e giden yol bir hayli tozluydu fakat yine de gitmenizi öneriyorum. Yaklaşık 4 km tozlu ve taşlı bir yoldan gidiyorsunuz ama sonrasında karşınıza çıkan deniz bence bu yola değiyor. Bu arada bu yolun tozlu olmasının sebebi plajın adından da anlayacağınız üzere plajın hemen üstünde bir mermer ocağının olması. Bizce bu plaja mutlaka sabah gelinmeli, çünkü öğleden sonra kalabalıktan ve koyun baya kapalı olmasından dolayı deniz çok kirleniyor. Benim bir daha adaya yolum düşerse bu plajı gördüğüm için tekrar gitmeyi düşünmem ama bir kere de olsa bence görülmeli.



Özel bir plaj olduğu için şezlonglar ücretliydi. Biz 2 kişi 2 şezlong ve 1 şemsiyeye 30 Euro verdik. Bu fiyatın içine 2 adet kahve ve 2 adet su dahildi. Fakat sonrasında kendi özel şemsiyelerini ve kamp sandalyelerini getirip plajdan denize girenleri görünce 30 Euro verdiğimize aşırı ama aşırı pişman olduk. Bizim de arabamızda gerekli ekipmanlar vardı. Bu sebeple Türk çakallığımızı burada kullanamadığımız için mutsuz olarak fiyatın içine dahil olan frappelerimizi yudumladık ve sinirlerimizi bir nebze de olsa yatıştırdık 🙂 Bu olay da bize bir ders oldu, bir daha yurtdışında plaja gittiğimizde havlularımızı koyarak denize gireceğiz çünkü çoğu kişi öyle yapıyor yani bizim Türkiye’deki gibi kimse sizden plaja ayak basma parası almıyor eğer tesisin bir imkanından yararlanıyorsan sadece onun parasını veriyorsun ama o hizmeti satın almak istemiyorsan da istediğin yerde istediğiniz denize girebiliyorsun. Biz Türkiye’de kapitalist sisteme çok fazla alıştığımız için sosyal devletin nasıl olduğunu Yunanistan’da tekrar hatırladık 🙂
Plajla alakalı son notum da plajın kıyı kısmına mermer taşları dökmüşler bu sebeple su çok berrak gözüküyor. Aslında bir nevi hile yapmışlar çünkü suyun altı nasılsa deniz de o renkte gözüküyor. Ayrıca bu plajdan mermer taşı almak yasak ama tabii ki erkek arkadaşım çantasına hatıra olarak 1 adet taş attı. Bence bu da yaptıkları bir pazarlama çalışması yani diyorlar ki taşlarımız o kadar kıymetli ki götürmek dahi yasak ama tabii ki de çoğu kişi götürüyordur.
Bu plajın bolca hakkını vererek artık dönüş feribotu için yola çıktık. Plajla feribot iskelesi arası yaklaşık 20 dakika sürdü. Feribota binerken de komik bir olay yaşadık ve polis tarafından uyarıldık 🙂 Şöyle ki feribota biniş kısmını görmediğimiz için o kısmı yanlışlıkla geçtik daha sonrasında da sokakta U dönüşü yaparak kaçırdığımız sapağa gitmek isterken polise yakalandık ve zılgıtı yedik. Polis abimiz haklı olarak buradan U dönüşü yapılmaz, ileride göbek var oradan dönmeniz lazım diyerek bizi uyardı. Ana karaya geçtikten sonra da sınır öncesi Gümülcine’ye uğrayarak son bir benzin aldık ve Lidl’a uğradık. Akabinde de sınıra doğru yola koyulduk. Yunanistan sınırından çıkış ve Türk sınırına giriş yaklaşık 2 buçuk saat sürdü.
Türkiye’ye geçtiğimizde de şoför koltuğunu biraz ben almak istedim fakat arabaya geçer geçmez radara girdim ve 700 küsürlük oldum 😦 Bu duruma üzülsek de en azından çalışarak kazandığım bir para birimi olan TL ile ceza yediğime sevindim ve nazar çıktı diye de kendimizi teselli ettik.
Yunanistan tatil blogumuzun sonuna gelmiş bulunmaktayız, umarım bu ülkeyi görmek isteyen herkes günün birinde buralara gider.
Ayrıca Yunanistan’la alakalı birkaç yazı konusu daha var aklımda, o yazılarda tekrar görüşmek üzere.
Şimdi çalışma, para kazanma ve taksitlerimi birer birer ödeme zamanı, beyaz yakalıktan yeri geldiğinde dert yansam da bir işim olduğu ve kendi paramı kendim kazanarak, paramı gezerek ve yeni yerler görerek harcayabildiğim için şanslıyım!
Hoşça kalın…