Kars’tan Van’a yolculuk: Iğdır & Doğubayazıt & Van Gezi Notları

Merhabalar,

Bir önceki yazımı okuduysanız bayram tatili için Doğu Anadolu bölgesine gittiğimizi biliyorsunuzdur. Kars ile ilgili deneyimlerimi sizlerle paylaştığıma göre bu yazımda Kars’tan Van’a yaptığımız yolculuktan bahsedebilirim.

Kars-Van arası arabayla yolculuk yaklaşık 5 saat sürüyor. Biz de kahvaltıdan sonra Kars’tan yola çıkarak Van’a doğru yol almaya başladık. Bu yol boyunca birkaç ilden geçeceğimiz için hazır geçerken bu illerdeki gezmek istediğimiz yerleri de görelim dedik ve ilk durak olarak kendimize Iğdır’da bulunan tuz mağarasını belirledik.

Tuz mağarası girişinde müzekart geçmiyordu, kişi başı 50 TL ye biletinizi alabilirsiniz. Yazın mağara gezmek efsane bir şey çünkü mağaraların iç sıcaklığı yaklaşık 10 derece. En son Slovenya’da 24.340 m uzunluğundaki Postojna Mağarasını gezdiğim için buradaki mağarayla ilgili pek de bir beklentim yoktu fakat mağara tahminimden daha güzel çıktı 🤗 özellikle iç tarafının sarı ışıklarla aydınlatılması ayrı bir hava katmıştı. Fakat bizim halkımız kesinlikle pazarlama konusunda bir kez daha sınıfta kaldı, millet mağarasını nasıl pazarlıyor bir görseniz. Mağara içine hediyelik dükkan açıyor, mağaranın içinde konserler düzenliyor, mağaraya özgü bir şeyi o mağaranın sembolü haline getiriyor… Bizimkiler ise mağara dışına koydukları bir milyoncudan bozma hediyelik dükkan ile yetiniyorlar. Bu mağara tuz mağarası olduğu için tuz lambaları satıyorlar ama yine de pazarlama ve gösterme anlamında kesinlikle ülkece ders almamız gerekiyor.

Neyse biz hızlıca mağarayı dolaşıp mağara çıkışındaki mağazadan magnet (daha yaratıcı magnetler satabilirler) aldıktan sonra Doğubayazıt için yolumuza devam ettik. Bu arada bilenler bilir Iğdır’ın kayısısı meşhurdur, bu sebeple Iğdır’ı geçene kadar her yerde kayısı satan esnafı ya da yerel halkı gördük. Biz bu yolu geri döneceğimiz için kayısılarımızı dönüş yolunda aldık. Kokusu ve tadıyla bizi mest eden kayısıları İstanbul’a göre yarı fiyatına ana vatanından yeme keyfini de yaşamış olduk.

Gittiğimiz bu rotanın Ermenistan sınırına aşırı yakın olacağını tahmin etmemiştim, haritadan yolu takip ederken baya şaşırdım. Ermenistan ve kısmen İran sınırlarına aşırı yakın yollardan geçtik. Ermenistan ile geçmişte yaşadığımız üzücü olaylar sebebiyle sınır kapısının kapalı olmasına da ayrıca üzülüyorum. Keşke ülkeler geçmişi bir kenara bırakabilseler. Gürcistan gibi Ermenistan da kapı komşumuz ve oraları da gezmek aslında her insanın hakkı ama işte maalesef ki direk sınırdan Ermeni topraklarına geçiş şu an için mümkün değil…

Doğubayazıt’a doğru giderken Ağrı Dağı da bize hep eşlik etti. Yaz ayında bile dağı karlı görmek çok etkileyiciydi.

Rotamızı Ishak Paşa Sarayına çevirerek hedefimize ulaştık. Ishak Paşa Sarayının mimarisi ve renk tonları bize Endülüs mimarisini anımsattı. Yapımına 1685 yılında başlanan ve 1784’te tamamlanan saray; içinde barındırdığı cami, türbe, kütüphane, mahzenler, koğuşlar, harem ve selamlık bölümleri ile oldukça büyük bir yapıydı. 2000 yılından beri UNESCO’nun Dünya Mirası Geçici Listesi’nde bulunan sarayı müzekart ile gezmek mümkün. Yalnız benden söylemesi eğer fiziksel müzekart yerine dijitalini kullanıyorsanız saraya gitmeden önce QR kodunuzun ekran görüntüsünü almanızı öneririm, zira saray şehrin tepesinde yer aldığı için internet aşırı ama aşırı az çekiyor bu sebeple QR kodların ekran görüntülerini almamız herhalde bir 20 dakikamıza mal olmuş olabilir.

Bu sarayla beraber Doğubayazıt Kalesi ve Ahmet Hani Türbesi’ni de gezebilirsiniz çünkü yapılar birbirlerine çok yakın fakat bizim yolumuz uzun olduğu için Van’a doğru yola devam ettik. Van şehir merkezine gitmeden önce son bir durağımız kalmıştı o da Muradiye Şelalesi. Adını Bağdat seferine çıkan Sultan IV. Murat’tan alan Muradiye Şelalesi, 18 m yüksekliğindeymiş. Şelaleyi karşıdan görebilmek için yolun karşısına geçmeniz gerekiyor, bu geçiş için de köprü bulunuyor. Burada yükseklik korkusu olan okurları uyarmak isterim bu köprüden uzak durun… Köprü diyorum ama burası aslında betondan oluşan bir köprü değil, resmen iplerden oluşan asma bir köprü ve altı boş. Yani ipler kopsa bir anda kendinizi şelalede bulabilirsiniz, ayrıca geçiş esnasında aşırı sallanıyor. Dengenize çok dikkat etmeniz ve sıkı tutunmanız gerekiyor. Bana hiç ama hiç güven vermeyen bu asma köprüyü geçtikten sonra araştırdım çünkü böyle bir köprünün dayanıklı olması imkansız gibi geldi. Fakat araştırmalarım sonucunda burada bulunan tarihi köprünün 2011 yılında yenilendiğini gördüm ve bu yeni yapılan asma köprüye de o tarihten günümüze bir şey olmamış. Köprüyü kestane ağacından yapmışlar bu arada 🙈Neyse umarım bu köprü hiç kopmaz ve tabii ki düzenli kontrolleri yapılır.

Bayram dolayısıyla şelalenin etrafı çok kalabalıktı, özellikle yerel halk buraya civar bölgelerden mangal ve piknik yapmaya gelmişlerdi. Biz de mangal kokularını duyunca acıktık ve şelaledeki tek restorana oturarak yemek yedik. Akabinde de sallana sallana tekrar köprüyü geçerek arabamıza kavuştuk 😂 Artık son durağımız Van’dı ve otele doğru yola çıktı. Van’da oteli şehir merkezinde seçmek istedik bu sebeple de ismini de bildiğimiz Elite World Otel’de kaldık. Şehir merkezine yürüme mesafesi olduğu için tercih edebilirsiniz. Otelde biraz dinlendikten sonra yürüyerek şehri keşfe çıktık.

Öncelikle Van ile ilgili şaşırdığım 3 konu oldu. Birincisi ben Van Gölü’nün bu kadar büyük ve mavi olduğunu bilmiyordum. O kadar büyük ki birkaç ili içeriyor. Adeta deniz gibiydi ve bazı yerlerde gölün rengi o kadar güzeldi ki fotoğrafını çekip Maldivler desem çoğu kişi inanırdı.

İkinci konu ben şehir merkezini gölün kenarında diye düşünmüştüm fakat merkez göle uzak ve içerdeydi. Üçüncü konu ise neredeyse herkes Türkçe yerine Kürtçe konuşuyorlardı. Ben ilk konuştukları dili Suriye’leriler vs sebebiyle Arapça olarak düşünmüştüm ama nişanlım dilin Kürtçe olduğunu söyledi. Ayrıca çoğu tabelada da Türkçe-Kürtçe ve İngilizce yazıyordu.

Van’a gelmişken bu yöreye özgü bir şeyler yemek istediğimiz için akşam yemeğinde Aşiyan Ev Yemekleri isimli restorana gittik. Ayran aşı çorbası, Kürt köftesi ve Siirt usulü içli köfte yedik. Aslında bu yörenin en meşhur yemeklerinden birisi Keledoş ama burada kalmamıştı bu sebeple onu bir sonraki gün yiyebilecektik. Keledoş isimli yemeği hayatımda ilk defa duydum 🤗Tipi aslında keşkek gibi ama araştırdığımda Keledoş’un yaz aylarında yayla ve dağların eteklerinden toplanan akpancar, kırmızı et, nohut, yeşil mercimek, patates, soğan, sarımsak, aşurelik buğday, salça, tereyağı, çökeleğin güneşte kurutulmasıyla elde edilen “kurut” ve baharat karışımlarıyla hazırlandığını okudum. Yaz ayları için biraz ağır bir yemekti ama tadı güzeldi.

Kars da dahil olmak üzere bu bölgede gördüğümüz ilk ve tek Starbucks Van’daki otelin altında yer alan Starbucks’tı. Bulmuşken bir şeyler içtik ardından da dinlenmek için otelin yolunu tuttuk.

Ertesi gün ise kahvaltıdan sonra otelden çıkış yaparak Akdamar Adası için Gevaş ilçesine gittik, yolculuk yaklaşık 45 dakika sürdü. Gevaş iskelesinin oradaki boş alana arabayı park ederek adaya gitmek için motora bindik. Yaz sezonundan dolayı mıydı bilmiyorum ama tekneler doldukça kalkıyordu. Bir kişinin ücreti 150 TL idi. Adaya yolculuk yaklaşık 20 dakika sürdü, Van gölünün güzel manzarası ve maviliği eşliğinde yolculuk baya keyifliydi.

Adadaki kilisede müzekart geçerliydi, kartınızı göstererek adaya giriş yapabiliyorsunuz. Adayı bu kadar özel yapan yer Akdamar Kilisesi. Kudüs’ten İran’a kaçırıldıktan sonra 7. yüzyılda Van yöresine getirildiği rivayet edilen Hakiki Haç’ın bir parçasını barındırmak maksadıyla Kral I. Gagik’in emriyle 915-921 yıllarında Mimar Manuel tarafından inşa edilen kilise bir Ermeni kilisesi, şu anda ise müze olarak hizmet veriyor. On yıllar boyunca bakımsız olarak kalan kilise 2005-2007 döneminde Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı öncülüğünde, Türkiye’de yaşayan Ermeniler ve Ermenistan ile ilişkilerin geliştirilmesine yönelik bir adım olarak, 1.5 milyon dolar harcanarak restore edilmiş.  Kilise, 29 Mart 2007 tarihinde TC Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ve Ermenistan Kültür Bakan Yardımcısının katılımıyla müze olarak tekrar açılmış. Restorasyon çalışması sonrası, kilisede 19 Eylül 2010 tarihinde Türkiye Ermenileri Patrikliği Ruhani Meclisi Patrik Genel Vekili Başpiskopos Aram Ateşyan yönetiminde bir ayin düzenlenmiş, bu 95 yıl aradan sonra burada düzenlenen ilk ayinmiş. Yapının orijinalini koruyarak kilise olarak tutup kültür bakanlığına bağlamalarına çok sevindim. Buralara gelmişken kesinlikle görülmesi gereken yer bence.

Adada bir kafe ve hediyelik eşya dükkanı bulunuyor. İhtiyaç molası için değerlendirebilirsiniz. Biz Kars’a geri döneceğimiz için adayı gezdikten sonra motorla ana karaya ulaştık ve Van’dan çıkmadan bir öğle yemeği de yiyelim diyerek merkezde bulunan Urartu Han’a gittik. Burada da yöresel yemeklerin tadına bakarak 5 saatlik yolculuğumuza başladık. Çift şoför olunca yorulan diğerine arabayı vererek dinlenebiliyor bu sebeple biz de yolu 2’e bölerek paylaştık. Yolun ikinci yarısında yani benim arabayı kullandığım zamanda yine bir yaz yağmuruna denk geldik. Buralarda yağmur gerçekten de bir deli yağıyor.

Kars’a ulaştıktan sonra da dinlendik ve bir sonraki gün İstanbul’a döneceğimiz için son alışverişlerimizi yaptık.

Doğu Anadolu bölgesine ilk defa bu tatilde gitme şansım oldu ve güzel bir yerden bölgeyi gezmeye başladığımı düşünüyorum. Benim bu bölge ve yöreyle ilgili deneyimlerim bu şekildeydi. Açıkçası Kars’ın bir de kışını görmek ve kayak tatili için buralara geri gelmeyi çokça isterim.

Bir sonraki yazım her şey yolunda giderse balayı rotasıyla ilgili olacaktır, herkese güzel bir yaz geçirmesini dilerim. 🙌

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑