Berlin Gezi Notları

Merhabalar,

Bu yıl ramazan bayramında Almanya’nın başkenti olan Berlin’i gezdik. Berlin’e dair izlenimlerimizi bu yazı aracılığıyla sizlerle paylaşmak isterim. 3 gece 4 gün süren tatilimiz için gelin gezi notlarıma beraber bakalım…

Biz Berlin’in biletlerini yaklaşık 5 ay öncesinden bir PGS kampanyası ile almıştık. Bildiğim kadarıyla Berlin’e uçuşlar hep daha pahalı oluyor, biz de indirim zamanı nispeten daha uygun fiyatlı biletleri görünce ramazan bayramı için rotamızı daha önce hiç görmediğimiz Berlin’e çevirdik. Arife günü yani cumartesi günü sabah uçağıyla Berlin’e ulaştık. Pasaport sırası az olduğu için sorunsuz bir şekilde kontrolden geçtik. Bavullarımızı da alarak çıkışa gittik. Havalimanı – şehir merkezi arası ulaşımı araştırdığımda hep S-Bahn ya da FEX gibi şeyler görmüştüm. Nasıl olsa bir şekilde buluruz diye çok da bakmamıştım. Biz bavullarla dışarıya çıktık ama orada öylece kaldık 😅 Nereye gideceğimizi bilemedik çünkü S-Bahn da hatların farklı farklı numaraları vardı, birden çok platform vardı ve hiçbir yerde de city center gibi bir şey yazmıyordu. 🙈Bizim otelimiz şehir merkezinde olduğu için biz Friedrichstraße isimli istasyonda inecektik. Neyse sora sora bulduk, siz bizim gibi zorlanmayın diye sizleri aydınlatmak isterim. Arkadaşlar, şu duraklara gitmek istiyorsanız (https://moovitapp.com/index/en/public_transit-line-rb23-BerlinBrandenburg-1663-852207-737853-0) RB23 isimli trene binmeniz gerekiyor. Kendisi 3. platformun D-G harfleri arasında duruyor. Başka bir harfte beklerseniz treni göremeyebilirsiniz. Tren biletini otomatlardan almanız gerekiyor, havalimanı şehir merkezi arası Berlin ABC olarak geçiyor, bilet fiyatı 4,70 Euro. Biletinizi trene binmeden mutlaka makinelerden okutunuz. Tren yolculuğu yaklaşık 35-40 dakika sürüyor. Bu sürenin sonunda Friedrichstraße’ de inerek otelimize 10 dakika yürüdük. Otelimizin adı Hotel 38 idi, biz memnun kaldık. Sizlere de öneririz. Hem merkeziydi hem de kahvaltısı gayet güzeldi. Bavulumuzu odaya bırakarak kendimizi Berlin sokaklarına attık. Burada dolu dolu 3 günümüz olduğu için şehri doyasıya keşfedeceğimizden dolayı mutluyduk. Berlin’de kaldığımız süre boyunca hiç toplu taşıma kullanmadığımızı, her yere yürüyerek gittiğimizi ve günde ortalama 20 bin adım attığımızı da söylemek isterim 🙌

İlk gün gezilen yerler:

Reichstag: Bina, Neo-Barok tarzıyla dikkat çekiyor. 1894 yılından kalma olan yapı, Almanya Parlamentosu’na hizmet veriyor. Buranın tepesinde yer alan cam kubbeyi rezervasyon yaptırarak gezebiliyorsunuz. Yalnız benim gibi yapmayın, ben rezervasyon yaptırdığımı düşünmüştüm çünkü bir mail gelmişti fakat ben ön rezervasyon yapmışım. Asıl rezervasyon için gelen maildeki linke tıklayıp geleceğimi onaylamam gerekiyormuş. https://www.bundestag.de/en/visittheBundestag/dome/registration-245686

Brandenburg Kapısı: Kapı, Neo-Klasik tarzıyla dikkat çekiyor. 18. yüzyıldan beri tüm ihtişamıyla günümüzdeki yerinde duran bu anıt, hem tarihi hem de mimarisiyle ilginizi çekecektir. Ayrıca bu anıt, Doğu ve Batı Berlin arasındaki bir ayrılma sembolü olması bakımından önemli bir yere sahiptir.

Holokost Anıtı: Hayatını kaybeden Yahudilere adanmış olan bu anıta, Brandenburg Kapısı’ndan yürüyerek kolayca ulaşabiliyorsunuz. Alan 2711 beton bloktan oluşuyor.

Gendarmenmarkt: Birbirinden eski ve güzel mimari yapılara ev sahipliği yapan bu meydan Berlin’de görülecek yerler arasında.

Checkpoint Charlie: Berlin’in doğu-batı geçiş noktası olarak bilinen Checkpoint Charlie fotoğraf çektirmek için en popüler noktalardan bir tanesi.

Alexanderplatz: Berlin’in Mecidiyeköy’ü gibi. Alışveriş için birçok mağazayı burada bulabilirsiniz. Türkiye her anlamda artık o kadar pahalı ki, mağazalara mutlaka bakın. Özellikle ayakkabı vs gibi ihtiyaçlarınız varsa daha uygun bulabilirsiniz. Berliner Fernsehturm yani meşhur TV kulesi de burada.

İkinci gün gezilen yerler:

Maalesef ki şansımıza ikinci gün tüm gün yağmurluydu bu sebeple daha çok kapalı yerlere gitmeyi tercih ettik.

Berliner Dom: 1905 tarihinde Neo-Rönesans bir tarzda inşa edilmiş olan bir katedral, içeriye giriş ücretli ve 10 Euro. Biz açıkçası girmedik.

Berlin birçok müzesiyle meşhur, bu müzeler Müzeler Adası adı verilen bir bölgede dizilmiş durumda. Pergamon Müzesi tadilatta olduğu için biz Yunan, Etrüsk ve Roma sanatının birbirinden değerli koleksiyonlarına ev sahipliği yapan Altes Müzesi‘ne gittik. Giriş kişi başı 12 Euroydu. Müze bence çok güzeldi, Türkiye’den de baya bir eser vardı.

Potsdamer Platz: New York’taki Times Meydanı’na eşdeğer diyebiliriz. Aşırı görülecek bir şey yok, biz yağmur yağdığı için burada bir kafede oturarak kokteyl içtik ve yağmurun dinmesini bekledik.

Rotes Rathaus: Bu belediye binasına birkaç kez yürürken denk geldik, bina Alexanderplatz’ın oralarda yer alıyor. Rengine hayran kaldım, bu arada belediye binasının önünde Ukrayna’ya destekle ilgili söylemler ve Ukrayna bayrağı vardı.

Üçüncü gün gezilen yerler:

Nikolaiviertel: Berlin’in en eski yerleşim yeri.

East Side Gallery: Berlin duvarının korunan bir kısmı, çok değişik grafitiler yer alıyordu. Biz buraya otelden yürüyerek ulaştık, deli danalar gibi minimum 45 dakika yürüdük. Tüm Berlin’i yürüyerek dolaşmış olabiliriz. 🤣

İşin yemek kısmına gelirsek, kahvaltıyı tüm günlerde otelde yaptık. Gün gün öğlen yemeği, kafe ve akşam yemeğini de aşağıda fiyatlarıyla yazıyorum:

İlk gün öğle yemeğini otele yakın L´Osteria Berlin AM TACHELES isimli bir İtalyan restoranında yedik, pizzası çoook güzeldi. 1 pizzayı bölüştük, 2 tane de bira söyledik ve toplamda 25 Euro ödedik. Kahveci olarak The Barn’a gittik, 2 Flat white söyledik ve 9,60 Euro ödedik. Burada sadece kart geçiyordu. Akşam yemeği olarak Gaffel Haus’a gittik, önceden web sitesi üzerinden rezervasyon yapmanızı öneriyorum. Eşim et yemeği yedi ben de çorba içtim, 3 tane de bira içildi ve toplamda 47 Euro verdik.

İkinci gün öğle yemeği olarak Curry 36’da sosis/patates tabağı ve bira aldık, 11 Euro verdik. Kahveci olarak Coffee Fellows’a gittik. 1 havuçlu kek bölüştük ve 2 kahve söyledik toplamda 13,70 Euro verdik. Akşam yemeğini ise otele yakın, Schnitzelei Mitte isminde şnitzeliyle meşhur bir restoranda yedik. 2 şnitzel tabağı ve 2 biraya 55 Euro verdik.

Üçüncü gün kahveci olarak Einstein Kafeye gittik. 1 elmalı turta, 2 kahveye 14,70 Euro verdik. Öğle yemeği olarak pis boğazlık yaparak Five Guys’a gittik ve burada bir hamburgere verilebilecek en fazla fiyatı vererek 36,60 Euroya 2 hamburger, 1 patates kızartması yedik. Bence fastfood için gayet fiyatlıydı, ama patatesi çok lezzetli. Son akşam yemeğinde Berlin’de yaşayan lise arkadaşım da bize eşlik etti ve Hofbräu Wirtshaus’a gittik, buraya yine kendi web siteleri üzerinden rezervasyon yapmanızı öneririm. Müzikli bir yer, 61 Euro ödedik.

Dönüş günü ise Coffee Lab’in Kaiserhöfe şubesinde 1 limonlu turta ve 2 kahveye 13,70 Euro verdik.

Alışveriş notlarına gelecek olursam biz Alexanderplatz’da yer alan spor dükkanlarından eşime ayakkabı aldık, Türkiye’ye göre gayet uygundu fiyatı. Dm market’ten ihtiyaç alışverişi yaptık, yeğenlerimize/kuzenlerimize Flying Tiger’dan hediyeler aldık. Nivea’nın kendine ait bir dükkanı var ve Türkiye’de olmayan birçok ürünü var, biz de yeğenimize buradan parfüm aldık. Bir de Decathlon görmüşken içine girelim dedik, amacımız yüzücü gözlüğünün fiyatına bakmaktı. İnanmazsınız ama Speedo marka gözlüğü 1000 TL daha ucuza Berlin’den aldık. Türkiye’de fiyatlar çıldırmış durumda 😐

Bu arada çok meşhur olan dönerci Mustafa Gemuse’ye gitmediniz mi diye soranları duyar gibiyim, biz de arkadaşlar bu hatayı yaptık ve meşhur diye gidelim dedik ama biz dedik siz demeyin. Yani inanılmaz bir sıra vardı, önce sıraya girdik ama sıra o kadar yavaş ilerliyordu ki (kesinlikle bir pazarlama aksiyonu) yarım saat sonrasında sıradan çıktık. Eğer sırada bekleseydik bence en az 2 saatin sonunda döneri yiyor olurduk. Hiç gerek yok, yani baktınız bomboş sıra tabii girin yiyin ama asla öyle bir sırada enayi gibi beklenilmez. Bu arada sadece nakit çalışıyorlar bu bilgiyi de vereyim. Mustafa abinin Berlin’de yatları, katları olsa gerek…

Berlin ile ilgili izlenimlerime gelecek olursam ben şehri beğendim, bence görülmesi gereken bir yer. Keşke hava daha güzel olsaydı o zaman parkta daha güzel vakit geçirebilirdik. Berlin’de çok fazla ulustan insan görebiliyorsunuz bu sebeple her millete ait mutfak da var. Ayrıca bence aşırı evsiz var ve sokakları çok da temiz değil. Orada yaşayan arkadaşımın dediğine göre uyuşturucu kullanmak çok da yaygınmış 😥 Bu sebeplerle biraz hayal kırıklığına uğradım ama yine de Berlin’e bir daha gitmem demem çünkü açıkçası havalar güzelken de bir görmek isterim burayı hatta bir daha ki gelişimde ağlayacağımı bilsem de toplama kampına gitmek isterim ama asla İstanbul’dan taşınıp da Berlin’de de yaşamam valla. Almanya’nın eminim daha sakin ve huzurlu bir sürü kasabası vardır. ❤️

Özetle bu bayram yeni yerler gördük, kültürlendik, gezdik ama içimiz de bir buruktu. Hem ülkemizde yaşanan onca tatsız ve haksız olay, hem de Volkan Konak’ı ve halamların yazlığından çok sevdiğimiz albay amcamız Rıfkı Amca’yı bu bayramda kaybetmiş olmak bizleri derinden üzdü. Gerçekten bayramların bile ruhu kalmadı… Hem Volkan Konak’ın hem de albay amcamızın mekanı cennet olsun, her ikisi de çok iyi insanlardı…

Bir sonraki bayrama 2 ay var umarım kurban bayramı iyilerin kazandığı, hak, hukuk ve adalet kavramlarının gerçek anlamda işlediği bir bayram olur.

Sevgiler…

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑