Merhabalar,
Bu yazımda 2. Dünya savaşı sonrasında adeta küllerinden yeniden doğan bir şehir olan Varşova’dan bahsedeceğim. Şirketimizin Varşova’da gerçekleştireceği bir toplantı için bu şehre gidecektim, toplantı pazartesi günü başlayacağı için iş arkadaşımla beraber biz cumartesi gününden Varşova’ya uçtuk. İyi ki iş gezisini hafta sonuyla birleştirmişiz çünkü Varşova’ya hayran kaldık. Gelin beraber bu şehirle ilgili izlenimlerimi okuyalım.

Biz Haziran ayında Varşova’ya gittik, bu sebeple hava durumu çok güzeldi ve rahatça her yere yürüyerek tüüüm şehri dolaştık. Belki kışın gezmesi daha zor bir şehir olabilir. Şu an için Varşova’ya sadece THY uçuyor bu sebeple biz de İstanbul havalimanından cumartesi sabahı yola çıktık. Uçuş yaklaşık 2 saat 15 dakika sürüyor. Varşova havalimanın resmi adı Warsaw Chopin Havaalanı. Chopin, Madam Curie ve Nikolas Kopernik ile ilgili bir sürü detayı şehirde görebilirsiniz. Çünkü 3’ü de Polonyalı ve meşhur insanlar. Havalimanında pasaport kontrolünde normalden biraz daha fazla sorguya tutulsak da geçişimizi yaptık ve bavullarımızı aldık. Ardından da durağı hemen havalimanı çıkışında olan 175 numaralı otobüse bindik. Otobüs biletlerinizi durak yanında yer alan otomattan alabilirsiniz. Havalimanı şehir merkezi arası Zone 1 olarak geçiyor, biz otobüsün tam olarak kaç dakika süreceğini kestiremediğimiz için 75-90 dakikalık bilet aldık ve 4.40 Zloti ödedik. Eveeet arkadaşlar bu ülke Euro kullanmıyor, para birimleri Zloti. Güncel kur ise şöyle 1 Euro: 4,24 Zloti. Euro geçmeyen ülkelerde seyahat biraz daha zor oluyor çünkü para bozdurmak bir dert olabiliyor. Ya zararına bozdurduğunuz oluyor ya da kredi kartı ile ödeyecekseniz de yüksek kurdan çarpılabiliyor. Biz genelde kredi kartından dolar kurundan ödedik, onda bile yüksek kurdan parayı dolara çevirdi banka 😐
Hafta sonu için kendimize 1+1 bir ev tutmuştuk, 2 gece boyunca orada kaldık. Pazartesi ise toplantının yapılacağı otele geçtik. Eğer konaklamaya fazla para vermeyeyim ama temiz de bir yer olsun derseniz bizim hafta sonu kaldığımız apartman dairesini öneririm. Adı: VipWarsawApartments Diamond Mennica Residence. Yok ben daha lüks bir otel arıyorum diyorsanız da toplantı otelimiz efsaneydi hem de yeni bir oteldi, 4 ay önce açılmış. İç dizaynı çooook güzeldi. Burayı da lüks ve estetik sevenlere öneririm. Adı: PURO Warszawa Stare Miasto.
İlk günün rotası aşağıdaki gibiydi:
Pałac Kultury i Nauki- Place of Culture and Science (Kültür ve Bilim Sarayı): Stalin tarafından Polonya halkına savaş boyunca çektiği acıların karşılığı olarak hediye edilmiş. Bina bu dönemi simgelediği için Polonyalılar tarafından sevilmiyor.

Muzeum Fryderyka Chopina w Warszawie- Chopin Müzesi: Ünlü klasik müzik bestecisi Chopin’in 200. yıl doğum günü anısına yapılan biyografik müze, içine biz girmedik.

Bazylika Świętego Krzyża- kilise: Bestekâr ve Piyanist Chopin’in kalbi burada yatıyor. Varşova Konservatuarı’ndan mezun olduktan sonra Chopin bir süre Viyana’da, sonrasında da hayatının sonuna kadar Paris’te yaşamış. 1849 yılında henüz 39 yaşındayken tüberküloz nedeniyle hayata gözlerini yummuş. Varşova özlemi hiç bitmeyen Chopin, Paris’teki Père Lachaise mezarlığında yatıyor. Ancak kalbi kız kardeşi Ludwika tarafından Bazylika Świętego Krzyża’a getirilmiş

Krakowskie Przedmiescie ve Nowy Swiat Caddeleri: Bu 2 cadde şehir merkezinde yer alan en merkezi caddelerden, mutlaka şehri turlarken 2 sinden de geçeceksinizdir.
Pałac Prezydencki w Warszawie: Devlet dairesi
Zamek Królewski w Warszawie- Kraliyet Şatosu: 1569 yılında Giovanni Battista di Quadro tarafından restorasyon çalışmalarına tabi tutulan Zamek Krolewski (Kraliyet Kalesi – The Royal Castle), Polonya’nın resmi makamı olarak kullanılıyor.

Sigusmund Sütunu: Sütunun üstünde Kral III. Zygmunt Wasa heykeli yer alıyor. Kral Zygmunt Varşova’yı başkent ilan eden kralmış.

Archcathedral Basilica of St. John the Baptist: katedral

Stare Miasto (Eski Şehir Merkezi – Old Town): İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 1980’lı yıllarda restore edilen Stare Miasto, şehrin en can alıcı noktasıydı. Meydanın etrafı Barok ve Gotik tarzdaki pastel renkli binalarla çevrili. Ayrıca öğrendiğimize göre bu binalarda pek de kalan olmadığı için karanlıkta binarladan pek de ışık gelmiyormuş. Meydanda bir elinde kılıç, bir elinde kalkan tutan Denizkızı Heykeli’ni göreceksiniz.
Heykelin hikayesi: Bu heykel âdeta Varşova’nın simgesi. Rivayete göre denizkızı Syrenka uzak denizlerden yüzerek Wisla Nehri kenarına gelmiş ve burayı beğenerek yaşamaya karar vermiş. Ancak balıkçılar ona ağlarına zarar veriyor diye kızmış. Sonradan söylediği şarkılardan etkilenerek onu sevmişler. Bir gün zengin bir tüccar denizkızını hapsetmiş. Ağlayarak şarkılar söyleyen Syrenka’yı bir balıkçı duymuş ve onu kurtarmış. Ancak Syrenka artık burada yaşayamayacağını anlamış ve şehirden ayrılmış ama ihtiyaç duydukları ân geri döneceğine dair de halka söz vermiş. O gün bugündür Syrenka şehrin koruyucusu kabul ediliyor.

Bu noktada şunu da tekrar belirtmek isterim, bu şehir cidden 2. Dünya savaşında harap olmuş. Şehrin o zamanki haline ait 2 adet fotoğrafı aşağıda paylaşıyorum resmen dümdüz yapmışlar şehri. Savaştan sonra ise aslına uygun olarak tüm binalar restore edilmiş. Buradan Polonya’lılara şapka çıkarmak istiyorum çünkü inanılmaz güzel bir restorasyon yapmışlar, şehrin ruhunu ve orjinalliğini asla bozmamışlar.


Fortyfikacje staromiejskie- Barbican (Barbakan): 1548 yılında mimar Giovanni Battista Venetian tarafından inşa edilen Barbican (Barbakan), bir zamanlar kentin koruyuculuğu üstlenmiş surlarıyla dikkat çekiyor.

İlk gün Polonya’lıların ünlü mantıları yani pierogi’lerini şubeleşmiş restoranları olan Zapiecek’te yedik. Mantının bir sürü çeşidi vardı, biz bir porsiyon haşlama (içi de karışık), bir porsiyon ise kızartma söyledik (iç ıspanaklı&peynirli). Bizim damak tadımıza hitap eden bir yemekti 😍

İkinci günün rotası aşağıdaki gibiydi:
Sakson Bahçeleri Varşova (The Saxon Garden (Polish: Ogród Saski):Şehrin içinde o kadar güzel bir parktı kiii. Zaten Varşova’daki en beğendiğim şey 15 dakikalık yürüme mesafelerinde hep bir park görmek oldu. İnanılmaz çok yeşil alana sahip, her yer tertemiz.

Tomb of the Unknown Soldier: Yukarıdaki parkın girişinde yer alan bir asker anıtı, Polonya için yaşamını kaybeden tüm askerlere ithafen kurulmuş bir yapıt. Anıtın sütunları üzerinde 972-1945 yılları arası yapılan tüm savaşların isimlerine yer veriliyor. Anıtın içinde sönmeyen bir ateş var. 2 Polonyalı asker bu alevin etrafında saygı nöbetinde bekliyor.

Getto Kahramanları Anıtı (Pomnik Bohaterów Getta w Warszawie): Polonya Yahudileri Tarihi Müzesi‘nin yanında, 1943 Varşova Gettosu Ayaklanmasının bir anıtı yer alıyor. Eski Şehir bölgesinin dışında, kolay ulaşılabileceğiniz bir konumda bulunan anıt, Varşova’daki en popüler turistik yerler arasında. Anıt ilginizi çekmese de hemen yanındaki POLİN Müzesi’ni (Polonya Yahudileri Tarihi Müzesi) ziyaret edebilirsiniz.


Varşavo Yeni Şehir (Nowe Miasto Warsaw): Barbican ve şehir surlarının hemen devamındaki bölge, Yeni Şehir yani Nowe Miasto. Adına aldanıp buranın Varşova’nın daha modern bir bölgesi olduğunu düşünmeyin. Yeni Şehir de hemen eski şehrin yöresinde. Yeni Şehirin hikayesi 15. yüzyıla dayanıyor. Tatlı, küçük bir meydanı var. Gezmesi keyifli sokakları, oturması güzel kafeleri insanı mutlu ediyor. Ayrıca yine Yeni Şehir içinde dünyaca ünlü iki nobel ödülüne sahip fizikçi ve kimyager Madam Curie’nin doğduğu evi de görebilirsiniz.
Maria Skłodowska Curie Müzesi: Madam Curie aslen Polonyalı fakat Fransa’da eğitim aldığı ve Fransız biriyle evlendiği için kendisi çoğunlukla Fransız sanılıyor. Dünyaca ünlü bu bilim kadınının doğduğu ev müze haline getirilmiş. Müzede; hayat hikayesi, kullandığı eşyalar sergileniyor.

Varşova Ayaklanması Müzesi (Warsaw Uprising Museum): Biz içine girmedik ama Varşova Ayaklanması Müzesinde ayaklanmanın tarihi, fotoğrafları, film arşivleri ve ses kayıtları yer alıyormuş. Ayrıca müzede liberator B-24J bombardıman uçağının bir kopyası da bulunuyormuş.

Warsaw University Library: Bir devlet üniversitesi kütüphanesi düşünün, kütüphanenin çatısında yeşil alanlar yanında ise yemyeşil halka açık bir park olduğunu düşünün, her yerde güneş panelleri kullanarak çevreye de dost olduğunu düşünün. İşte burası Türkler için düşünmekte bile zorlandığımız, bizim için hayalden öte olan bir üniversite kütüphanesi. Herkesin kullanımına açık olan bu yer bizi çokça etkiledi.


Lazienki Park (Kraliyet Hamamları Parkı) (Lehçe : Park Łazienkowski, Łazienki Królewskie): Ah ah sevgili okuyucular bu park bizi o kadar etkiledi ki pasaportlarımızı yırtıp bu parkta yaşamaya devam edebilirdik. Varşova’ya geldiyseniz bu parka uğramadan sakın gitmeyin, şehir merkezine yürüme mesafesi olarak biraz uzak biz otobüsle gidip dönüşte yürüdük ama iyi ki iyi ki gitmişiz. 76 hektarlık bir alan üzerinde kurulu olan Lazienki Park Varşova’nın en büyük parkı. Parkın her köşesi ayrı güzel. Adeta cennet gibi olan bu parkı görmenizi aşırı tavsiye ediyorum. İçinde kraliyet sarayları, köprüler, çeşmeler vs bulunuyor. Ayrıca bir sürü sincap da görebilirsiniz. Aşağıya parktan çekilmiş birkaç fotoğraf da koyuyorum.



Polonya ile ilgili deneyimlerime gelecek olursam Varşova’yı bir şehir olarak çok beğendim. Her yer çok temiz, insanlar çok şık, evsiz neredeyse hiç görmedim, sokakta garip gurup tipler asla yoktu. Ülke olarak bizim aksimize son 15 yılda inanılmaz gelişmişler, gelişmekte olan ülkeden çıkıp gelişmiş ülke olmuşlar. İnsanların blog yazılarından Polonya’yı ucuz diye tanımladıklarını gördüm ama birkaç ay önce Berlin’de olduğum için rahatça kıyaslama yapabiliyorum ki Polonya normal Avrupa ülkeleriyle eş değer, yani aşırı ucuz bir ülke de değil artık. Almanya’da kahve için harcadığımız parayla eş değer bir parayı burada da kahve için harcadım.
Bu arada Ukrayna harici ülkelerine göçmen almıyorlar, çalışmaya gitseniz bile inanılmaz kalifiye eleman alıyorlarmış. Varşova’da çok fazla büyük şirketlerin genel merkezi ya da binası var aslında, expatların yaşadığı bir şehir ama asla toplama insan yok. Ülke resmen kalkınmış ve zenginleşmiş. Kullandıkları arabalar bile gayet güzeldi, hiç eski püskü araç yoktu. Bir zamanlar Türkiye ile benzer şartlardalarmış ama sanırım Avrupa Birliği’ne üye olduktan sonra ve Almanya’dan fazlaca yardım aldıktan sonra bir de üstüne bilinçli ve eğitimli bir şekilde hareket de ederek kendilerine yaşanacak miss gibi bir ülke yapmışlar. İnsanlar gayet mutlu, huzurlu yaşayıp gidiyorlar. Ben dönüp de bizim ülkemizin insanına bakıyorum. Gelecek kaygısı bizde, ekonomik sorun bizde, politik kargaşa bizde, yangında yanarak ölmek bizde, özgürlük için yaşam mücadelesi bizde. Ne ararsanız valla hepsi bizde… Türkiye adına çok üzülüyorum. Polonya gibi bir ülke olmak yerine 15 yılda nasıl 15 yıl daha geri gitmişiz biz. Çok yazık.
Acı bir gerçekle yazımı sonlandırıyorum, ülkemizin cennet topraklarına rağmen bu halde olmasına içim acıyor. Keşke gelişmiş ülkelerin başarı hikayelerini baz alarak şu güzel ülkemizi hak ettiği değere taşıyabilsek.
Gezi yazısıyla beraber biraz kanayan yaramı da paylaşmış oldum, okuduğunuz için teşekkürler.
Ülkece güzel günlere…
Yorum bırakın