Paris Gezi Notları

Merhabalar,

Bu yazımda sizlere 2025 yılının son tatili olan Paris seyahatimizden bahsetmek isterim. 25 Aralık benim doğum günüm ve bu yıl 30 yaşına bastım. 30. yaş doğum günü hediyem ise Paris ve Disneyland tatiliydi. Bence mükeeemmeel bir hediyeydi, bunun için değerli eşime teşekkürü bir borç bilirim. 25 Aralık tam Christmas olduğu için ilk defa bir noel zamanında yurt dışında olmak da ayrı bir deneyim oldu.

Biz 25 Aralık’ta Sabiha Gökçen’den Paris’e uçtuk. Uçuşumuz Orly Havalimanınaydı. Uçaktan inerken ilk defa karşılaştığımız garip bir şey oldu, körüğün çıkış noktasında 2 adet Fransız polis duruyordu. Tek tek insanların pasaportlarına baktılar. Özellikle neye bakıyorlar diye yakından inceledim. Bizi kontrol eden polis vize sayfama çok dikkatli baktı, vize etiketini sağa sola çevirdi. Vizenin gerçek bir vize mi yoksa sahte bir vize mi olduğunu kontrol etti. Biz de pasaport kontrolünde yeni bir sisteme geçmişler ve artık damga basmıyorlar diye düşünerek elimizi kolumuzu sallayarak havalimanından çıkacağımızı düşündük fakat işin aslı öyle olmadı. Körük kontrolü sadece bir ön kontrolmüş, her zaman yapılan polis kontrolü için upuzun olan sıranın en sonuna geçerek yaklaşık 1-1 buçuk saat sıra bekledik. Bu devirde hala bu işlerin bu kadar ilkel olması gerçekten çok can sıkıcı. Polis memuru dönüş biletimizi sordu, gösterdik. Fransa’ya ilk kez gelip gelmediğimizi sordu (sanki sistemden görmüyormuş gibi) cevap verdik ve üzerimizdeki para miktarını sordu. Tüm bu sorgu aşaması da bitince giriş damgalarımızı bastı ve bizi içeriye aldık. Yahu biz 2 kruvasan yiyip biraz hava değişikliğine geldik yoksa ne yapalım sizin Fransa’nızı…

Paris metro hattı inanılmaz geniş bir ağa sahip. Metronun gitmediği yer cidden yok. Fakat çakal Parisliler havalimanından metro ile şehir merkezi için özel bir fiyat çıkarmışlar ve normal tek gidiş metro bileti bu hat için geçerli değil. Havalimanı şehir merkezi ücreti tek kişi için 12 Euro. Normal tek biniş bilet ise 2,50 Euroydu. Bir de Orly’e inecekler için bu uyarıyı yapmak isterim. PGS Orly havalimanında Orly4 isimli terminale geliyor. Bu terminalden de ana terminale ya Orlyval hava ray ile ya da yürüyerek geçmeniz lazım. Alacağınız 12 Euro’luk bilet hava ray ücretini de kapsıyor bilginize. Biz 2 aktarma ile Paris’in Montparnasse isimli bölgesinde yer alan otelimize ulaştık ve odamıza eşyalarımızı bıraktık.

Karnımız aşırı aç olduğu için önce otele yürüme mesafesinde olan Bouillon Chartier isimli esnaf lokantası tarzındaki restorana gittik. Ben ördek yedim, eşim de et yedi. 2 tane de bira söyledik. Bu Bouillon restoranlar yemeklerin daha ucuza servis edildiği yerler, birkaç tane şubesi var. Bence mutlaka 1 tanesine gidin derim. Biz tüm yediklerimize 33 Euro ödedik. İçerisinin atmosferi çok değişikti ayrıca bu restoranda baş başa oturamayabilirsiniz örneğin biz 4 kişilik masada yanımızda bir yabancıyla beraber oturduk. Bir de verilen siparişleri tek kullanımlık masa örtüsüne yazmaları komikti.

Karnımızı da doyurduktan sonra Paris’i Paris yapan Eyfel kulesi için yürüyüşümüze başladık. Tam noel günü olduğu için Paris sokakları bir hayli boştu. Ayrıca Paris’in soğuğu da Ankara gibi. Sert ve keskin bir havası vardı. Kırmızı burunlarımızla sokakları arşınladık.

Yaklaşık 40 dakika yürüyüşün sonunda Eyfel kulesine ulaştık ve her açısından bol bol fotoğraf çektik. Hatta nehrin karşısında meşhur bir fotoğraf çekme alanı var, rampaları tırmana tırmana oraya bile gittik. Tabii ki Japonlarla beraber Türkler bu meşhur köşeyi Instragram’da popüler ettikleri için çok fazla Türk vardı.

1889 yılında Gustave Eiffel’in şirketi tarafından, Fransız Devrimi’nin 100. yılı anısına düzenlenen Dünya Fuarı için inşa edilmiş olan Eyfel bir demir yığını gibi gözükse de şehrin her yerinden bir anda karşınıza çıkmasıyla bence aşırı büyülü bir yapı. Özellikle karanlıkta ışıklarıyla beraber daha da güzelleşiyor.

Eyfel sonrası Zafer Takı ve Şanzelize Caddesi’ne gittik. Şanzelize’yi aşırı güzel süslemişlerdi. Bizim ülkemizde artık yeni yıl coşkusu bile olmuyorken süslemelere bu kadar özenmeleri çok güzeldi gerçekten. Yeni yıl ruhunu Paris’te tatmış olduk.

Şanzalize’de Five Guys bulunca aşırı aç olmasak da bir menüyü paylaşarak ufak bir ziyafet çektik. En son Berlin’de yemiştik, ben hamburgerine değil de patatesine bitiyorum buranın. Buraya has kabuklu ve tuzlu patatesleri gerçekten de çok lezzetli oluyor. Yalnız TL’ye çevirince gerçekten pahalı bir fast food lokantası. Biz 1 cheseeburger, 1 normal boy patates, 1 içeceğe 23,65 Euro ödedik.

Daha sonrasında sırayla aşağıdaki yerlerin önünden geçerek Paris sokaklarında bol bol yürüdük.

  • Grand Palais ve Petit Palais: Grand Palais’in içinde kışın buz pisti kuruluyor, içeriye girişler biletli gerçekleşiyor. Bizim buz patenine karşı bir ilgimiz olmadığı için girmedik fakat eminim atmosfer güzeldir.
  • Alexander III köprüsü: Köprülerden Eyfel’e bakmak çok güzel mutlaka en az bir kere geçin
  • Orsay Müzesi: Eski bir istasyon binasından müzeye dönüştürülmüş. İçeriye girmedik ama dışarıdan görmek istedik.
  • Passerelle Léopold-Sédar-Senghor: bu köprü ile tekrar karşıya geçtik. Paris’te birçok köprünün olması gerçekten de çok güzel.
  • Vendome Meydanı
  • Concorde Meydanı: Dönme dolabı ve meydandaki dikilitaş, tarihte birçok kanlı olaya şahitlik etmiş olan meydan giyotinin kurulup XVI. Louis’in can verdiği bir yer.
  • Tuileries Parkı: Orsay müzesinin hemen karşısında yer alıyor, yaklaşık 25 hektar. Kışın en güzel tarafı Christmas marketin burada kuruluyor olması. Ben hayatımda ilk defa bir noel pazarı gezdim. Paris noel pazarları konusunda ünlü olan şehirlerden biri değil ama yine de beni burası bile tatmin etti. Özellikle nutellaları krepleri çok güzeldi. Sıcak şarap tabii ki de içildi ❤️

Ertesi gün biz Disneyland’a gittik, onun için ayrıca bir yazı yazmak istiyorum. Takipte kalsın 🎉

3. gün ise güne Sacre Coeur Bazilikası ve Montmartre bölgesi ile başladık. Otelden buraya yürümek imkansız olduğu için ulaşımımızı metro ile yaptık. Bu arada şu noktaya da değinmek istiyoruz, Paris tüm büyük metropol şehirleri gibi hırsızları ile meşhur. Evet kabul sokakta aşırı garip tipler vardı fakat bizim orada bulunduğumuz 4 gün boyunca ne bir hırsızlığa tanık olduk ne de başımıza bir şey geldi. Tabii ki temkinli olun sonuçta dünyanın en güvenilir şehri asla değil. Ben tüm seyahatte çapraz küçük bir çanta ile dolaştım. Çantam hep önümde ve güvenli bölgedeydi. Metrolarda da telefonla çok uğraşmamaya çalıştım. İnsan telefonu elimden alıp kaçarlar diye korkmuyor değil 😅

Sacre Coeur Bazilikası’nda aşırı bir kuyruk olduğu için biz içine giremedik. Ama baya gösterişli bir yapıydı. Sonrasında yürüyerek şehri dolaşmaya ve aşağıdaki yerlere ziyarete devam ettik.

  • Galeries Lafayette
  • Palais Garnier
  • Louvre Müzesi: İçine girmedik.

Fransa’nın fırınları gerçekten çok güzel. Bir vitrinleri var aman allah tüm her şeyi yemek istiyor insan.

Biz tabii ki de ekleri bir de yerinde yiyelim dedik. Ekler gayet güzeldi fakat bizim eklerle alakası yoktu. Hamuru hem daha çıtırdı hem de içinde dondurma gibi soğuk bir şey vardı, bizdeki gibi krema yoktu.

Öğle yemeği için meşhur sandviçci La Baguette du Relais’e gidelim demiştik fakat önünde aşırı bir sıra vardı ve sıradakilerin de çoğu Türk’tü bence. Instagram etkisi 😅Buradaki sırayı beklemeyeceğimiz için hemen yanında yer alan ve 4,8 puanı olarak Le Ju’ isimli restorana gittik. Yediklerimiz bence vov değildi, nasıl bu puanı aldı bilemedim. Yemeğe 45 Euro verdik. Yemek sonrası da Cite adası’na yürüdük, bu ada nehrin tam ortasında yer alıyor ve 2 yakadan da köprüyle geçiş yapılabiliyor. Paris’in ilk kuruluş yeri ve geçmiş zamanlarda şehrin en merkezi bölgesiymiş. Tekne biçimindeki adanın bir ucunda, Paris’in ayakta kalan en eski köprüsü olan Pont Neuf bulunuyor. Ayrıca adada Notre Dame Katedrali de yer alıyor. Katedrale giriş ücretsiz fakat çok ama çok sıra olduğu için biz girmeyi tercih etmedik. Çok ihtişamlı bir yapı, tamamlanması tam 170 yıl sürmüş. 😯

Akşam yemeğinde ise Café de l’Empire isimli St Germain de Pres bölgesinde yer alan restorana gittik. Ben meşhur soğan çorbasını içtim, bu sefer ördeği Faruk tercih etti. Yediklerimiz lezzetliydi, yarım litre de şarap söyledik ve 40 Euro para verdik.

Yemek sonrası yine noel markete giderek hastası olduğum inceciiik krepten 1 tane daha yedik ve otelin yolunu tuttuk. Gerçekten her otele dönüş yolunda uzaktan ışıklandırılmış Eyfel manzarası beni büyülediii.

Son günü ise biraz hediyelik eşya almak ve market alışverişine ayırdık. Otelin orada kocaamaan bir supermarket vardı oradan hem eve hem de sevdiklerimize alacaklarımızı aldık. Bu arada şu noktaya da değineceğim kadınların çoğunun bildiği gibi çoğu dermokozmetik markası Fransız, bu sebeple Fransa’da bazı ürünleri TR’den daha uyguna bulabiliyorsunuz. Dermokozmetik alışverişi için en popüler nokta Citypharma. Fakat hem yeri bize biraz ters olduğu hem de aşırı kalabalık olacağını düşünerek ben buranın web sitesinden almak istediğim ürünlerin fiyatlarına bakıp aynı ürünleri şehir merkezinde gördüğüm eczanelere girerek fiyat araştırması yaptım. Bazı eczaneler pahalı, fiyat biliyor olmak lazım. Fakat ben bizim otelin oradaki eczaneden Citypharma’ya göre 1-2 Euro farkla istediğim ürünleri aldım.

Bu seyahatimizde Lüksemburg Parkı ve Pantheon’u göremedik, onlar da artık 15 yıl sonra bir daha geleceğimiz zamana kalsın (çocuğumuz olursa 10 yaşında falan kendisini Disneyland’a götürmek isteriz)

Bu yazıyı büyülü bir manzarayla sonladırıyorum. Bir sonraki yazım küçük büyük demeden herkesin eğlenebileceği yer olan Disneyland ile ilgili olacak.

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑