Disneyland Paris Rehberi

Merhabalar,

Bu yazım, yaş fark etmeksizin herkesin keyifle vakit geçirebileceği bir yer hakkında olacak. Disneyland, Paris’in şehir merkezine yaklaşık 45 dakika mesafede yer alan ve resmen masallar diyarı olan bir yer. Büyük küçük herkesin en az bir kere buraya gitmesini ve bir tam gününü burada sihirli bir şekilde geçirmelerini diliyorum. Gelelim bizim maceralarımıza 😍

Biz 26 Aralık Cuma günü Disneyland’a gittik. Gitmeden yaklaşık iki ay önce, Disneyland’ın resmi web sitesi üzerinden tarihli biletlerimizi satın aldık. Eğer gideceğiniz tarih net değilse açık bilet de alabiliyorsunuz; ancak fiyatı biraz daha pahalı oluyor. Bizim gidiş tarihimiz belli olduğu için tarihli bilet tercih ettik. Hazır gitmişken tek park yerine iki park bileti aldık ve bilet başına yaklaşık 147 dolar ödedik. Benden size küçük bir tavsiye: Eğer bizim gibi yetişkinseniz mutlaka iki parka da giriş bileti alın. Çünkü en popüler ve aksiyon dolu aletler (örneğin asansör) Walt Disney Studios Park tarafında yer alıyor. Bu yüzden bu aletlere binemezseniz ciddi anlamda pişman olabilirsiniz.

Şehir merkezinden Disneyland’a ulaşım oldukça kolay. Trenle yaklaşık 40–45 dakikada parka ulaşabiliyorsunuz. Tren istasyonundan çıktıktan sonra sizi ilk büyük giriş kapısı karşılıyor; buradan geçişinizi tamamladıktan sonra iki parkın da kapısını net bir şekilde görebiliyorsunuz. Aynı QR kod ile iki parka da giriş yapabiliyor ve gün boyunca sınırsız geçiş hakkına sahip oluyorsunuz. Parklar arası mesafe oldukça yakın olduğu için dilediğiniz zaman bir parktan diğerine rahatça geçebilirsiniz.

Biz ilk olarak Walt Disney Studios Park tarafına giriş yaptık. Noel tatili dönemine denk geldiğimiz için park oldukça kalabalıktı. Türk turist sayısı beklediğimizden azdı; ağırlıklı olarak Avrupalı turistler vardı. Parkta geçirdiğimiz tüm gün boyunca yalnızca birkaç kez Türkçe duyduk.

Kalabalık nedeniyle maalesef her bir alet için en az 1 saat ayakta sıra bekledik. Eğer parkı ölü sezonda ziyaret ederseniz bizim yaşadığımız sıra çilesini çekmezsiniz diye düşünüyorum. Toplamda gün boyunca 5–6 saatten fazla ayakta durmuş olabiliriz.

Burada size iki önemli ipucu vermek isterim:


*İlk olarak, telefonunuza mutlaka Disneyland’ın resmi uygulamasını indirin. Bu uygulama sayesinde sıra sürelerini canlı olarak takip edebilir, park haritasına bakabilir ve şovların saatlerini ve konumlarını kolayca görebilirsiniz. Ayrıca ilgilendiğiniz etkinlikleri wish list’inize ekleyerek planınızı çok daha rahat yapabilirsiniz.
*İkinci tavsiyem ise mutlaka yanınıza bir powerbank almanız. Sıra beklerken telefonu şarj edebilmek gerçekten hayat kurtarıyor. Yanımızda powerbank olmasaydı sürekli priz aramak zorunda kalabilirdik.

Sırasıyla önce Walt Disney sonra da Disneyland’ta bindiğimiz aletleri küçük notlar eşliğinde sizlerle paylaşıyorum. Bizim 2 yetişkin olduğumuzun da altını çizmek isterim, küçük çocukları olanlar bu tavsiyeleri baz almasınlar. 🙈

Walt Disney Stüdyo:

*The Twilight Zone Tower of Terror, namıdiğer Asansör, benim için mükemmel bir deneyimdi. Kalbim ağzımdan çıkacak gibi hissettim. Korkutucu olduğu kadar adrenalin dolu bir deneyimdi. Kesinlikle öneririm; ancak kalp, boyun vb. rahatsızlıklarınız varsa dikkatli olmanızı tavsiye ederim. Çünkü birçok kez boşluğa düşüyormuş hissi yaşıyorsunuz. En büyük tavsiyem ise tepede asansör kapısı açıldığında gözlerinizi kapatmamanız ve mutlaka etrafınıza bakmanız. Parkı bu kadar yüksekten görmek gerçekten çok güzel… Tabii aşağıya inişi ne kadar güzel, orası biraz tartışılır 😅- kapalı alan

*Avengers Assemble: Hipersonik araçlara binerek rollercoaster macerasını zirvelerde yaşıyorsunuz. Bu alet 360 derece dönüyor, aşırı zevkli, biz 2 kere bindik. İçeride bol bol çığlık atmak serbest. 🤗- kapalı alan

*Toy Soldiers Parachute Drop: Diğer aletler kadar heyecanlı olmasa da güzeldi. Adrenalinden yorulduğunuz anlarda binebilirsiniz, sakin ve rahat bir alet. Parkı tepeden görmek her zaman keyifli. – açık alan

Binemediğimiz ve içimizde kalan alet ise Crush’s Coaster oldu aşırı sıra vardı bir türlü boş anını bulamadık ve bu sebeple de binemedik, artık bir sonraki sefer çocuğu getirdiğimizde bineceğiz 😂

Disneyland:

*Star Wars Hyperspace Mountain: Yine 360 derece dönen bir rollercoaster. Bence Avengers’tan daha eğlenceliydi, buna da 2 kere bindik. İçeride yine bol bol çığlıklar atıldı. 👌- kapalı alan

*Indiana Jones and the Temple of Peril: Biz kışın gittiğimiz için daha çok kapalı alanlarda olan rollercoasterları tercih ettik fakat buna binmesek olmazdı. Tamamen açık alanda olan bir rollercoaster. Yine 360 derece dönüyor fakat etraf karanlık olmadığı için bence adrenalin seviyesi diğerlerine göre daha düşük. Burada tavsiyem kafanızda bere varsa çıkarın, benim neredeyse dönerken berem kafamdan düşüyordu. Bir de boyunuzda atkı varsa atkıyı iyice içinize sokmanızda yarar var. – açık alan

*Star Tours: The Adventures Contiue: Biz açıkçası buraya ısınmak için girdik. 3 boyutlu gözlük takarak oturmalı şekilde eğlenebileceğiniz bir alan.- kapalı alan

Burada da binemediğimiz ve içimizde kalan iki alet oldu: Big Thunder Mountain ve Pirates of the Caribbean. Çok yoğun bir zamanda gittiğimiz için bu 2 yerde de aşırı sıra vardı o sebeple bir türlü ikisine de binemedik.

Şovlara gelirsek biz The Lion King’e gittik çok güzeldi, şov başlamadan 5-10 dakika önce sıraya girerseniz çok rahat yer bulursunuz zira şov ambar gibi kocaman bir yerde yapılıyor. Christmas zamanı olduğu için ona özel bir geçiş töreni şovu vardı, onu da izledik çok keyifliydi. Noel baba bile vardı. Son olarak da mutlaka park kapanışına kadar kalın derim. Çok güzel havai fişek şovu yapıyorlar fakat yine tavsiyem bu şovu biraz gerilerden izleyin çünkü bir anda parktan çıkışlar başladığı için olabildiğince çıkış kapısına yakın olmak trene ulaşma ve trende ayakta kalmama noktasında hayatınızı kurtaracaktır.

Yiyecek-içecek fiyatlarına gelirsek biz zamanımızı verimli kullanmak ve çok da kazıklanmamak adına Disneypark’a gelmeden önce şehir merkezindeki bir marketten yiyecek-atıştırmalık birkaç şey alıp çantamıza koymuştuk. Aldıklarımızın hepsini de sıra beklerken ayakta yedik. İçecek kısmına gelirsek dışarısı soğuk olduğu için illa sıcak bir şeyler içmeniz gerekiyor biz de birkaç kez sıcak içecek aldık. Fiyatlar pahalı değildi bence, örneğin karton bardakta kahve 3,50 Euroydu. Fakat Disney Shop’lar inanılmaz pahalı, bunu söyleyebilirim. Uyduruk bir magnet ya da anahtarlık bile minimum 8-10 Euro. Çocuklarınızı olabildiğince buralara sokmayın yoksa ocağınıza incir ağacı dikebilirler.

Yazımın sonunda ise burayı görmek isteyen her yaş grubundaki kişilerin bir gün gelip görmesini içtenlikle dilerim. Buraya sadece bir lunapark demek haksızlık olur, tamamen masalsı bir dünyaya ışınlanıyorsunuz. Her aletin ayrı bir hikayesi, masalı var. Bu sebeple lunaparkın çok ötesinde bir yer. Ayrıca aşırı iyi organize edilmiş olduğunu da görüyorsunuz, her gün binlerce kişinin giriş yaptığı bir yer ama her şey sistematik ve tıkır tıkır ilerliyor. Biz organizasyon sürecinde asla bir sorun yaşamadık. Tüm çalışanlar oldukça sevimliydi ve gerçekten onlar da masalın bir parçası gibiydi.

Gidecek herkese sihirli ve muhteşem bir gün diliyorum.

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑