Merhabalar,
23 Nisan tatilini çoğu beyaz yakalı gibi biz de birleştirerek bu tatilde 3 gece 4 gün Mardin ve Diyarbakır turu yaptık. Bu yazımda sizlerle Mardin, Midyat ve çevresinde gezdiğimiz yerleri paylaşmak ve deneyimlerimizden bahsetmek isterim. Bir sonraki yazım ise Diyarbakır ile ilgili olacaktır. Takipte kalmayı unutmayın.


Bizim aslında bu tatil için bir planımız yoktu, kurban bayramı tatilinde uzuuunnca bir tatil yapacağız bu sebeple bu tatil öncesinde biraz para biriktirmek istediğimiz için resmi tatilleri es geçiyorduk. Fakat hem iş yoğunluğunda biraz uzaklaşma hem yeni yerler görme isteği hem de tatil yapma ihtiyacıyla 23 Nisan’da uzun zamandır gitmeyi planladığımız Mardin’e gidelim dedik, hazır gitmişken de bir şehir daha görmek adına Diyarbakır yapalım dedik. 23 Nisan sabahı Mardin için yola çıktık. Bu seyahatimizde Avis’ten araç kiraladığımız için havalimanına iniş sonrası Avis’ten aracımızı teslim aldık. Buralara gitmek isteyenlere ilk önerim geliyor, bence mutlaka araç kiralamalısınız. Mardin – Midyat arası 1 buçuk saat sürüyor, şehrin civarında çok fazla gezilecek turistik bölge var bu sebeple araç kiralamak sizleri ulaşım anlamında oldukça rahatlatacaktır.
Biz de otele girişimize zaman olduğu için önce kiraladığımız araçla Dara Antik Kenti’ne gittik. Ayy buralara kadar gelmişken buraya kesin gitmelisiniz. Çok güzeldi. Dara Antik Kenti, Roma İmparatorluğu döneminde (özellikle 6. yüzyılda) önemli bir askeri ve ticari merkez olarak kullanılan tarihi bir yerleşim yeri. İçerisinde su sarnıçları, kaya mezarları ve surlar bulunuyor. Görmesi ve gezmesi oldukça büyüleyiciydi. Ayrıca köyün içerisinde duvarında zindan yazan bir bina göreceksiniz, bu binanın içine mutlaka girin, binanın altında yüzyıllık sarnıçlar var. İnanılmaz bir şey…


Dara’dan sonra şehir merkezi için yola çıktık, yolda Deyrulzafaran Manastırı’nı görünce hemen içeri girdik. Giriş kişi başı 200 TL idi. Müze kart geçmiyor, nakit ya da kredi kartı ile ödeme yapabilirsiniz. Kökeni MS 5. yüzyıla kadar uzanan Süryani manastırı. Eski adıyla “Mor Hananyo Manastırı” olarak da biliniyor. Bu arada Mor Süryanice ‘de Aziz demekmiş. Bu manastır ise adını, çevresinde yetişen safran bitkisinden (Arapça “zafaran”) almış. Yüzyıllar boyunca Süryani Ortodoks Patrikliği’nin merkezi olmuş ve bölgedeki dini, kültürel hayatın önemli bir odağı haline gelmiş. Kesme taştan yapılan yapısı, güneş ışığında sarımsı bir renk aldığı için çok etkileyici bir yapı. Bizce kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Manastırı bir rehber eşliğinde geziyorsunuz ve rehber hem yapı hem de Süryanilerin yaşamıyla ilgili size bilgiler veriyor. Süryanilerin tarihi gerçekten de çok eskilere dayanıyor, kadim bir ırk. Ayrıca Süryanice sanırım yaşayan en eski dillerden birisi. Arapça ve İbranicenin de kökeni, aynı onlar gibi sağdan sola yazılıyor. Türkiye’de nüfusları bir hayli azalmış fakat özellikle Mardin, Midyat ve Batman çevresinde yaşıyorlar. Edindiğimiz bilgiye göre de geçmişte Amerika ve Avrupa’ya göçen Süryani’lerin bir kısmı ülkeye dönerek eski yaşadıkları konakları satın alıyor ve ticaret yapıyormuş.

Manastırdan sonra ise karnımız acıktığı için geç de olsa öğle yemeği yemek adına şehrin biraz dışarısında yer alan Kebapçı Yusuf Usta’ya geldik. Mardin kebap ve cevizli kebap söyledik, normal bir lezzetti. Çoğu tur da buraya getiriyor sanırım ondan siz de deneyebilirsiniz. Ama asla mükemmel lezzetliydi demem. Tatil sebebiyle şehir inanılmazz kalabalıktı, arabayla eski Mardin’e yoğun bir trafik eşliğinde girdik. Oteli geçince sol tarafta yer alan çıkmaz sokakta arabamız için zar zor bir park yeri bulduk. Otelimizin adı Zerzevan’dı. Konumu çok merkeziydi, kahvaltısı da bence güzeldi fakat otelin bazı odalarında cam yok. Örneğin bizim odamız hem resepsiyonun dibindeydi hem de camı yoktu. Yani seçtiğiniz odanın fotoğraflarına mutlaka bakın. Bu arada taş oteller evet konsept olarak çok güzeller ama hem ısı/ses yalıtımıyla ilgili sıkıntıları var hem de bence tesisat anlamında sıkıntılıydı. Otele yerleştikten sonra Eski Mardin’de yürüyerek gezilecek yerleri turladık. Bol bol sevdiklerimize ve eve Kadim’den Süryani Çöreği aldık. Biz birkaç yerin daha çöreğini denedik ama Kadim’inki çok güzeldi. Ayrıca Mardin’in meşhur mavi şekerlerinden de almayı ihmal etmedik. Burada 2 çeşit var. Hayalet alırsanız daha pahalı ama daha güzel bizce. Dolaştığımız yerleri de aşağıda paylaşıyorum:
*Eski PTT Binası: giriş kişi başı 20 TL
*Tellalar çarşısı (revaklı çarşı)
*Bakırcılar çarşısı
*Olgunlaşma enstitüleri
*Mardin ulu cami
*Erkulu cami
*Cumhuriyet meydanı
Turlamaya devam ederken soluklanmak, kahve & tatlı yapmak adına Harire Mardin isimli popüler bir kafeye oturduk. Klasik bir tadım menüleri var. Önce reyhan şerbeti ve 3 adet yöresel tatlı geliyor sonra da kahve. Bu menü 2 kişi için 1050 TL. Bu fiyattan bile aslında Mardin’in ne kadar turistik ve fiyat anlamında pahalı bir yer olduğunu anlayabilirsiniz. Biz açıkçası anlamış olduk, ama asıl bir acı deneyim yaşadık ki sormayın, onu da anlatacağım. Bu arada çoğu yerde kredi kartıyla ödeme almak yerine nakit ödeme almak istiyorlar. Mesela bu kafe de ödemeyi nakit istedi, bu devirde ben 1000 TL neden nakit vereyim yani? bir de karşılığında fiş de vermiyorlar, direk vergi kaçırıyorlar. Ben maaş yatmadan vergimi veriyorum, devlet şak diye beyaz yakalıdan vergiyi almayı biliyor. Esnaf ise vergi kaçırmanın her türlü yolunu bulmuş valla. Denetimler arttırılmalı, yaptırıcı cezalar olmalı. Yurt dışındaki esnaf bir su için bile fiş veriyor.


Buraların Süryani şarabı çok meşhur, gidince görürsünüz her yerde satılıyor. Biz de daha önce deneyimlemediğimiz için bir yerlerde içmek istedik. Birkaç yıl önce kuzenlerimiz buraya geldiklerinde İZLA diye kafeye gidip beğenmişlerdi hem onlar bu kafeyi Süryani şarabı deneyimlemek için önerdiler hem de Google yorumları iyiydi biz de gidelim dedik. Yalnız bu kafede yemek servisi olmadığı için önce Öz yasemin ismindeki pidecide lahmacun ve buranın meşhur lezzeti olan Sembusek (kapalı lahmacun) yedik, karnımızı doyurduk. Sonra İZLA’ya gittik. İçeri girdik, garson geldi bu gecenin Yunan gecesi olduğunu söyledi (Mardin’de ne alaka dedik içimizden) neyse menü getirmedi biz de Süryani şarabı içmek istediğimizi 2 kadeh almak istediğimizi söyledik. O da yanına yunan gecesi olduğu için bu konsepte uygun aperatif bir şeyler getireceğim dedi biz de fiyatını sormadan tamam dedik e gezinin en büyük hatasını yapmış olduk. Ortaya aperatif olarak zeytin, biber turşusu, kabak-peynir kızartma vs geldi. Toplamda 5 tane minik meze, ayrıca 2 kadeh de kırmızı şarap geldi. İçtiğimiz Süryani şarabı aşırı kötüydü yani hiç alkolü yokmuş ve sanki olmamış gibiydi. Zaten kırmızı şarap kötü olunca asla içilmez ve kendini belli eder. Bu da inanılmaz kötüydü, gözümü kapatıp içsem sulu vişne suyu derdim valla. Neyse biz beğenmeyerek içtik, canlı müzik vardı, Mardin’in göbeğinde ne alakaysa Yunan müzikleri dinledik. Sonra eşim 1 tane de 33 lük bira aldı. Bu biranın da markası bilinmedik saçma bir markaydı. Hesabı istedik, aramızda da ne kadar tutacak diye konuşuyoruz. En büyük hatamız menüye bakmamak ya da garsona fiyat sormamak oldu. Arkadaşlar biz bu 5 minik mezeye, 2 kadeh şaraba, 1 tane 33 lük biraya 5160 TL ödedik. Hesap geldi önce zaten şok olduk, sonra pos cihazı istedim ben ama burası sadece NAKİT ya da İBAN’a transfer olarak çalışıyormuş. Ben nasıl bu kadar parayı cüzdanımda taşıyabilirim ayrıca her işletmenin pos cihazının olması zorunlu değil mi? Yapacak bir şeyin olmadığını anlayınca ibanlarına parayı attım, iyi ki hesabımda para vardı. Ama şu anki aklım olsa pos cihazı için zorlar, gerekirse polis çağırırdım. Çünkü yine hiçbir fiş vermediği için vergi kaçırdılar. O kadar sinirlendik ki bu deneyimden sonra. Ne olur siz sakın buraya gitmeyin valla önünden bile geçmeyin 😒
Ertesi gün ise kiraladığımız araçla önce Kasimiye Medresesi’ne gittik. 2 kişi giriş parası olarak 160 TL ödedik. Buralara kadar gelmişken görülebilir.

Sonra da Mor Gabriel Manastırı için yola çıktık, yaklaşık 1.30 saat yol gittik. Burada da yine kişi başı 200 TL verdik ve bir rehber eşliğinde gezdik. Çok ama çok güzel bir yapıydı. Mutlaka gidin, burası öğle arası kapanıyor. 1 de tekrar açılıyor. Biz 12.45 gibi oraya gidip sıraya girdik ve ilk grupla içeri girdik. Görülmesi gereken büyüleyici bir manastırdı.



Manastır Timur zamanında baya zarar görmüş, Timur harap etmiş her yeri. Fakat ibadet yerinin bir kısmını orjinalindeki gibi koruyabilmişler, oraya giremiyorsunuz ama orasının tavanı komple altın işlemeydi. İnanılmaz güzeldi. Manastır gezisi sonrası da Midyat’a gittik. Midyat’taki evlerde aslında aynı Mardin gibi. Daha butik bir Mardin olarak düşünebilirsiniz. Eski konakların olduğu yerler güzeldi. Fenomen şalçı ablayı gördük 😂Ülkemizin bu coğrafyası gerçekten de kültür anlamında çok zengin. Bu topraklarda Kürtler, Türkler, Süryaniler, Keldaniler, Ezidiler bir arada yaşıyor. Midyat’ı da dolaştıktan sonra tekrar Mardin’e dönerek aslında Mardin-Midyat gezimizi bitirdik.

Bu geziyle ilgili birkaç düşüncemi de sonda söylemek isterim. Öncelikli olarak ben Mardin için aşırı büyük bir beklentiyle gitmiştim açıkçası baya hayal kırıklığına uğradım. Eski şehirdeki yapılar evet çok güzel ama aynı zamanda çok da bozulmuşlar, hiç iyi bakılmamışlar. Civarındaki manastırlar, yapılar, antik kentler ise gerçekten büyüleyiciydi ama bir daha Mardin’e gidelim demem. Bence bir kere gitmek yeterli, ayrıca araç kiralayarak 2 günde hem şehirleri hem de civarını çok rahat dolaşabilirsiniz.
Yazımı uçakta çektiğimiz fotoğrafla bitiriyor sizi Mezopotamya topraklarıyla baş başa bırakıyorum. Diyarbakır yazısında görüşmek üzere.

Yorum bırakın