Merhabalar,
Bu yazımda sizlere Budapeşte seyahatimden bahsetmek istiyorum.
Şirketimizin global ölçekte düzenlediği bir yarışma kapsamında, iki yılda bir yarışmayı kazanan ülkeye gidiyor ve Türkiye’den davet ettiğimiz misafirlerimizle birlikte ödül törenine katılıyoruz. Bu yılki ödül töreninin adresi Budapeşte idi.

İki yıl önce ise organizasyon Slovenya’da düzenlenmişti. Hatta o seyahatle ilgili izlenimlerimi blogumda paylaşmıştım; merak edenler o yazıya da göz atabilirler. Bu detayı fark edince bir an durup düşündüm: Blogumu açalı ve ilk yazımı yayımlayalı tam üç yıl olmuş. Zaman gerçekten düşündüğümüzden çok daha hızlı geçiyor. 😂
Daha önce Budapeşte’ye gitmediğim için bu gezi benim için oldukça heyecan vericiydi. Üç gece dört gün sürecek seyahatimiz için 19 Mayıs sabahı misafirlerimizle birlikte İstanbul’dan uçağa bindik.
Tüm organizasyon yerel bir tur acentesi tarafından planlandığı için programımızı gün gün önceden biliyorduk. İlk gün varış günü olduğundan daha sakin geçti. Otele giriş yaptıktan sonra serbest zamanımız vardı. Biz de şirketten arkadaşlarımla birlikte bu zamanı para bozdurma işlerine ayırdık ve biraz da sokaklarda dolaştık. Macaristan, Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen para birimi Euro değil. Açıkçası bu durumda olan ülkelerde seyahat beni biraz yoruyor. Çünkü bir ürünün ne kadar pahalı ya da ucuz olduğunu anlamak için önce Türk lirasına, ardından Avrupa standartlarıyla kıyaslayabilmek için Euro’ya çevirmem gerekiyor. Neyse ki sonunda paramızı Macaristan’ın para birimi olan Forint’e çevirerek bu işi hallettik. Ancak döviz büroları da ayrı bir macera. Kazıklanmamak için şehir merkezindeki bir döviz bürosunu tercih ettik fakat neredeyse her işlemde hizmet bedeli adı altında 10-15 Euro kesinti yapıldı. Bu yüzden benim tavsiyem, böyle ülkelerde nakit para çevirmekle çok uğraşmamanız ve mümkün olduğunca kredi kartı kullanmanız olur.
İlk günün akşamında misafirlerimizle birlikte bir yemek atölyesine katıldık. Hem geleneksel Macar yemeklerini hazırladık hem de sonrasında afiyetle yedik. Oldukça keyifli bir etkinlikti. Biz çok eğlendik, misafirlerimizin de aynı şekilde keyifli vakit geçirdiğini düşünüyorum. Kurumsal etkinlik planlayanlar için güzel bir fikir olabilir.
İkinci günümüz gezi günüydü. Otobüsle yaklaşık bir buçuk saat yolculuk yaparak Balaton Gölü’ne gittik. Göl o kadar büyüktü ki adeta denizi andırıyordu. İlk durağımız Tihany Köyü oldu. Köyü yürüyerek gezdik ve Régi Idők Udvara isimli şirin bir restoranda öğle yemeği yedik. Ardından Balatonfüred’e geçtik ve göl kenarında keyifli bir yürüyüş yaptık. Günün son durağı ise ST. Donat Winery oldu. Muhteşem bir manzara eşliğinde şarap tadımı yaptık. Birkaç kadeh derken tadım biraz uzadı diyebilirim. Dönüş yolunda otobüsteki çoğu kişinin uykuya dalması da bunun en büyük kanıtıydı. 🤣 Akşam yemeğinde ise Budapeşte’nin en bilinen fine dining restoranlarından biri olan ONYX’e gittik. Benim normal şartlarda kendi başıma tercih etmeyeceğim türden bir deneyimdi ama şirket gezisi sayesinde farklı bir gastronomi deneyimi yaşama fırsatı bulduğum için mutluyum. 😍





Üçüncü günümüzde Budapeşte’nin Peşte tarafını yürüyerek keşfettik. Şehrin ortasından geçen Tuna Nehri, Budapeşte’yi Buda ve Peşte olarak ikiye ayırıyor. Bir anlamda İstanbul’un Avrupa ve Anadolu yakaları gibi düşünebiliriz. Peşte tarafında dolaştıktan sonra Városliget bölgesindeki güzel bir restoranda öğle yemeği yedik. Sonrasında serbest zamanımız vardı. Akşam ise Vigadó isimli tarihi konser salonunda düzenlenen gala gecesine ve ödül törenine katıldık. Ne yazık ki bu yıl da Türkiye olarak herhangi bir kategoride ödül kazanamadık. Büyük ödül Almanya’ya gitti. Bu da demek oluyor ki iki yıl sonraki organizasyon Almanya’da düzenlenecek.



Son günümüzde bu kez şehrin Buda tarafını gezdik. Buda, Peşte’ye göre daha tarihi bir atmosfere sahipti. Budapeşte Kalesi’ni ve Balıkçı Tabyası’nı gördük. Öğle yemeğimizi ise VakVarjú isimli restoranda yedik. Bu restoranı da oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Yemekten sonra otele dönüp çıkış işlemlerimizi tamamladık, transfer aracımıza bindik ve havalimanına doğru yola çıktık.


Bu yazı biraz daha kısa oldu. Çünkü şehirde kendi başıma keşif yapma fırsatım pek olmadı. Tüm gezi boyunca rehber eşliğinde hareket ettiğimiz için aslında bize gösterilen yerleri gördük ve anlatılanları dinledik. Genel izlenimime gelirsem, Budapeşte’yi Viyana’dan daha etkileyici buldum. Şehrin ortasından geçen Tuna Nehri ve özellikle gece ışıklandırmaları gerçekten çok güzeldi. Açıkçası bu seyahatten sonra Prag’ı da görme isteğim arttı. Şehir dokusu açısından Budapeşte ve Viyana’ya benzediğini düşünüyorum.
Macarlar hakkında oluşan ilk izlenimim ise bize oldukça benzedikleri yönünde oldu. Hatta esprili bir şekilde söylemem gerekirse, sanki Türklerin Hristiyan versiyonu gibilerdi. 😁 Bir kez gördükten sonra tekrar Budapeşte’ye gitme planım olmasa da böylesine güzel ve kapsamlı bir organizasyonun parçası olmak, iş gezisi kapsamında da olsa bu deneyimi yaşamak ve ekibin içinde yer almak benim için mutluluk vericiydi.
Bir sonraki yazım ise uzaaaaak bir rota hakkında olacak, bu rota için baya bir araştırma yaptım o sebeple emin olun daha kapsamlı bir yazı olacaktır.
Yeni yazı yayınlanana kadar kendinize iyi bakın…
Küçük not: Yaz sezonu da geldi. Tatile giden herkese iyi tatiller.
Yorum bırakın