Miami Gezi Notları: Yaz Ayında Gitmeden Önce Bunu Okuyun

Merhabalar,

Bu yazım Amerika tatilimizin 2. rotası olan Miami hakkında olacak. Bir önceki yazımı okumadıysanız ve yakın zamanda New York’a gidecekseniz o yazıya da bakabilirsiniz.

Miami denince aklımda turkuaz deniz, palmiyeler ve tropik bir tatil vardı. Ama gerçek deneyimimiz beklentimizden oldukça farklı oldu. Gelin beraber neler yaşadık bakalım…

Açıkçası Amerika tatilini planlarken Miami rotası için heyecanlıydık, New York’tan iç hatlar uçuşu ile Miami’ye gidişimizi planladık, biletlerimizi American Airlines firmasından aldık (2 kişi için 192 dolar ödedik.) Biz havayolu firmasından çok memnun kaldık. Hem rahattı, hem Wi-Fi vardı hem de ücretsiz içecek ve tatlı ya da tuzlu atıştırmalık ikramı vardı. Ayrıca uçağa biniş sırasında çok profesyonellerdi, hiç rötar yemedik ve 1’den 9’a gruplar halinde uçağa aldılar. Amerika içinde mesafeler çok uzak olduğu için iç hat uçuşları oldukça tercih ediliyor ve çokça sefer ve firma var. Biz American Airlines’ın saatleri bize uymasa Delta’yı da tercih edebilirdik. Fakat şu 2 firmayı pek tercih etmenizi önermem, bavul ve hizmet konusunda Avrupa’daki Ryanair’a benziyorlarmış: Frontier Airlines ve Spirit Airlines.

Uçuş yaklaşık 3 saat sürdü. Miami havalimanı aşırı büyük bir yerdi. Şehre gitmek için önce havalimanındaki otomatik trene (MIA Mover) biniyorsunuz (ücretsiz) sonra da tren alıyorsunuz. Biz otel olarak Citizenm Miami World Center’ı tercih ettik. Şehir merkezine yakın bir oteldi. Trenden otele yakın bir istasyonda indik ve şok olduk. Daha önce havalimanı ve trendeki klimadan dolayı havanın nasıl olduğunu anlamamıştık. Dostlarrr hayatımda ilk defa bu kadar sıcak bir hava ile karşılaştım ben. Adeta bir fön makinesini sizin yüzünüze tutuyorlar gibiydi. Leşş gibi nem vardı. Bavullarla 10 dakika kadar otele yürüdük ama saç baş sıcaktan dağıldık valla. Otele giriş yaptık, soğuk suyu yüzümüze çarparak biraz kendimize geldik ve şehri dolaşmak için tekrardan çıktık. Downtown tarafına doğru yürüdük ama nemden nefes alınmıyordu, yapış yapış bir sıcak vardı, çok ama çok kötüydü. Ross bulunca kendimizi hemen onun içine attık ve klimalı ortamda kendimize gelmeye çalıştık. Bu ilk deneyim sonrası Miami bizde bir hayal kırıklığı oldu. Ross’ta biraz alışveriş yaptıktan sonra dışarı çıktık bu sefer de bir anda deli gibi yağmur yağmaya başladı ama nasıl deli gibi yağdığını hayal edemezsiniz her yer göle döndü. Fakat yağmur böyle bir serinlik getirir burada o da yok aşıırı nem ve sıcaklık devam ederken yağmur yağıyordu. İlk defa tropikal muson iklimiyle karşılaşan biz, bu iklimden hiç hoşlanmadık.. Hayatta Miami’de yaşayamam, çok net.

Sıcaklığın izin verdiği şartlarda biraz yürüyüş yaptık bir şeyler içtik vs akşam yemeğinde ise Little Havana bölgesinde yer alan Old’s Havana Cuban Bar’a gittik. Şehir içindeki mesafeler uzak olduğu ve hava da yürümeye hiç elverişli olmadığı için biz Miami’de sürekli Uber kullandık. Bu restoran Küba restoranı olduğu için Mojito içtik aşırı güzeldi, ben Hindistan cevizli olanını içtim ve bayıldım. Çok fazla çeşidi de vardı. Fiyatları ise 13,95 dolardı. Yemek olarak da ortaya yerel bir şeyler söylemek istedik. Ropa Vieja isimli et yemeğinden söyledik bence tadı bizim kavurma gibiydi 😂Bir de 3 farklı çeşitte kroket söyledik. Burası güzel bir restorandı, gidenlere önerimdir. Ayrıca canlı müzik de vardı. Buraya toplamda 95 dolar verdik. Yeme-içme Amerika’da pahalı…

İkinci gün sıcaktan sokaklarda yürüyemiyoruz bari sahile gidelim ve denize girelim dedik. Ross’a gittik ve 23 dolara kendimize şemsiye aldık. Uber’e binerek Miami Beach tarafına gittik. Upuzun kum bir sahili var. Biz de şemsiyemizi açtık oturduk. Denizin rengi çok ama çok güzel fakat arkadaşlar burada köpekbalığı var. Ben kendi gözümle görmesem valla inanmazdım ama biz kıyıda otururken yanımızdaki adam bir anda denizde yüzenlere shark shark diye bağırdı. Ayyyy bir anda kanımız çekildi valla, ben de su üstünden yüzgecini uzaktan gördüm. Ya yavruydu ya da insan ısırmayı sevmeyen bir sharktı 😁 bir şey olmadı çok şükür fakat o andan sonra ben denize girsem de kıyıda yüzerek anca kendimi ıslattım. Ben bizim Ege Denizi’ne kurban olurum yani misss gibi koylarımız var, köpek balığımız da şükür ki yok. Akşama kadar sahilde oturduk sonrasında hazır bu bölgeye gelmişken Ocean Dr. tarafına doğru yürüdük. Ne arabalar ne arabalar, aşırı lüks arabalar doluydu. Millet şık şık giyinmiş sokaklarda yürüyordu. Biz de paspal paspal tuzlu saçlar ve şortlarla onların arasında yürüdük. Bir yere oturduk, bir şeyler yedik sonra yine deli gibi yağmur yağdığı için Uber ile otele döndük.

Miami’deki son tam günümüzde ise Bayside tarafını ve Bayfront parkını dolaştık, yine sıcaktan bunaldıkça kendimizi klimalı yerlere attık. Akşam yemeğinde ise bu sefer Peru restoranına gittik. Hayatımızda ilk defa Peru restoranını da burada deneyimledik. Ben beyaz şarap içtim eşim Peru’ya özel bir kokteyl olan Pisco Sour içti. Yemek olarak ise yine hayatımızda ilk defa Ceviche yedik. Ceviche, turunçgiller ve baharatlarla marine edilmiş balık veya kabuklu deniz ürünlerinden oluşan soğuk bir yemekmiş. Biz beğendik çok ferahtı sadece kişniş sevmeyenler dikkat etsin. İçinde kişniş vardı. Latin mutfağı bence kişnişi oldukça yoğun kullanıyor. Bir de ana yemek olarak lomo saltado isimli et yemeğini söyledik bu da bizim damak tadımıza uygundu. Et, patates kızartması ve pilav vardı. Değişik yemekleri deneyimlemek bizce güzeldi.

Miami ile ilgili en sevdiğim şeylerden biri de bu oldu. Burada çok büyük bir Güney Amerikalı ve Kübalı nüfus yaşıyor. Bu da şehri gastronomi açısından inanılmaz zenginleştiriyor. Her köşe başında farklı bir ülkenin mutfağını deneyimleyebiliyor, birbirinden lezzetli yemekler keşfedebiliyorsunuz. En sevmediğim kısmı yazmama gerek yok bence 🤣 Açıkçası Miami bize çok abartılmış geldi. Şehir merkezinde, sahilde vs bizce pek bir şey yok. Çok fazla cruise buradan kalkıyor ve Karayip adaları gibi inanılmaz güzel rotalara gidiyor. Buraya bir daha gelirsem ancak bir cruise seyahati vesilesiyle gelirim, valla bir daha da gelmem.

Son olarak Miami’ye gitmeyi planlayanlara en büyük tavsiyem kesinlikle araba kiralamaları olur. Biz bu konuda biraz acemilik yaptık ve sadece şehir merkezine odaklandık. Oysa Miami’nin asıl güzelliği çevresinde saklı. Özellikle Key West rotasına gidemediğimiz için gerçekten üzüldük. Şehir merkezini bir günde rahatlıkla gezebilirsiniz. Sonraki günlerinizi ise çevredeki plajları, doğal güzellikleri ve küçük kasabaları keşfetmeye ayırmanızı öneririm.

Bizim için Miami, beklentimizin altında kalan bir durak oldu.

Umarım yazım Miami seyahati planlayanlara faydalı olur ve bizim yaptığımız birkaç hatayı yapmadan daha keyifli bir gezi geçirirsiniz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki rotada (eğer vize alabilirsem süper bir ülke olacak) görüşmek üzere! ✈️🌴

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑