Merhabalar,
Bildiğiniz gibi bu yıl Kurban Bayramı tatili, birkaç gün yıllık izinle birleştirildiğinde uzun bir tatil fırsatı sunuyordu. Eşim geçen yıl ABD vizesini alınca biz de bu fırsatı değerlendirmeye karar verdik ve uzun zamandır hayalini kurduğumuz Amerika seyahatini bu döneme planladık.
Aslında seyahat hazırlıklarımız oldukça erken başladı. Uçak biletlerimizi, ABD-İran geriliminin ve buna bağlı olarak yaşanan petrol fiyatlarındaki artışın öncesinde, ocak ayının sonunda satın aldık. İyi ki de erken davranmışız; çünkü sonraki süreçte uçak bileti fiyatları ciddi şekilde yükseldi. Bu nedenle seyahat planı yapanlara ilk tavsiyem, mümkün olduğunca erken rezervasyon yapmaları olacaktır.
Seyahatin detaylarına geçmeden önce, eşimin ABD vizesini alma sürecinden de kısaca bahsetmek isterim. Ben ilk kez 2011 yılında ailemle birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ni ziyaret ettim. Sonraki yıllarda da çeşitli seyahatlerim oldu. Vizemin süresi 2021 yılında dolduktan sonra, belirlenen süre içerisinde yenileme başvurusu yaptım. 2022 yılında gerçekleştirdiğim bu işlem sırasında konsolosluk görüşmesine gitmeden, gönderdiğim evraklar ve başvuru formu üzerinden vizem 10 yıl daha uzatıldı.
Ancak pandemi, ardından evlilik ve yoğun iş temposu derken uzun bir süre ABD’ye gitme fırsatı bulamadım. Vizem olduğu için bu kez eşimin de vize almasını istedik. 2025 yılının Mayıs ayında başvuru formunu doldurduk, gerekli ücretleri yatırdık, sistem bize ilk etapta 2027 yılı için bir mülakat tarihi verdi. ABD vizesi başvurularında randevu tarihini belirli sayıda öne çekme hakkınız bulunuyor. Ben de bu süreçte düzenli olarak sistemi kontrol ettim. Önce randevuyu 2026 yılına, ardından da 2025 yılının Ekim ayına çekmeyi başardım. Böylece başvuru yaptığımız yıl içerisinde görüşme de gerçekleşti. Bu noktada en önemli tavsiyem, randevu sistemini sık sık kontrol etmek olacaktır. Çünkü iptal edilen veya değiştirilen randevular sayesinde daha erken tarihlere yer bulmak mümkün olabiliyor. Normal şartlarda oldukça yoğun olan ABD vize randevu sisteminde bu durum her zaman gerçekleşmese de, sabırlı ve takipçi olmak büyük avantaj sağlıyor.
Vize sürecini de başarıyla tamamladıktan sonra artık önümüzde tek bir hedef kalmıştı: Amerika maceramızın başlaması…

Biz uçak yolculukları da dahil kendimize 13 günlük bir ABD tatili organize ettik. Bu tatili yarısını New York’a, yarısını ise Miami’ye ayırdık. Uçak biletlerimiz gidiş dönüş NY olduğu için Miami’ye American Airlines ile uçtuk. Bizim için iç hatlar uçuşunu deneyimlemek de bizce iyi oldu. Bu yazımda sadece New York’a ait deneyimlerimizden bahsetmek isterim, bir sonraki yazım ise Miami ile ilgili olacak.
Öncelikle biz gidiş dönüş THY yi tercih ettik. Uçak bileti aldığımız zamanda aktarma ile aktarmasız uçak biletleri arasında çok az fark vardı bu sebeple biz aktarmasız uçtuk. Uçuş yaklaşık 9 buçuk- 10 saate yakın sürdü. Bu süre zarfında 2 yemek servisi, yemek servislerinden sonra 2 sıcak içecek servisi yapıldı. Bence hizmet iyiydi sadece giderken vizedeki soyadımla evlendiğim için güncel pasaporttaki soyadım aynı olmadığından dolayı THY sistemi benim online check-in yapmama izin vermedi bu sebeple de uçak dolu olduğu için eşimle yan yana oturamadık, arkalı önlü ve ortada oturmak durumunda kaldık.
New York’ta kendimize otel ayarlamadık çünkü annemin kuzeni ve eşi Long Island’da yaşadığı için New York’ta kaldığımız süre boyunca onların evinde kaldık. Şehir merkezine ise trenle gittik. Tren yolculuğu yaklaşık 1 saat sürüyordu. Yalnız biletleri çok pahalı, bir kişi yoğun saatte binerseniz 18,25 dolar, sakin saatte binerseniz 13,50 dolar. MTA train time uygulamasını mutlaka indirin. Hem buradan saatlere ve peron bilgisine bakabiliyorsunuz, aşırı dakik çalışıyorlar hem de tren bileti satın alabiliyorsunuz. Bilet almadan da asla binmeyin çünkü her seferinde kontrol yapılıyor. Şehre indiğimiz günlerde nerelere gittik, neler yedik aşağıda sizlerle paylaşıyorum.
İlk gün:
Bizim trenimiz Pennsylvania tren istasyonuna varıyordu, Manhattan’ın göbeğinde altından metro istasyonuna da bağlantısı olan çok merkezi bir tren istasyonu fakat biz şehre indiğimiz günlerde çoğu yere metro yerine yürüyerek gittik. Düz bir şehir olduğu için mesafeler bir Avrupa şehrine göre uzak olsa da yürümeye oldukça elverişli bir şehir. O sebeple bol bol yürüdük 😊
- Büyük konserlerin yapıldığı Madison Square’ı dışarıdan gördük.
- Sokaklarda yürürken tabii ki de Empire State binasını gördük, biz buraya çıkmadık. Başka bir öneriyle geleceğim.
- Bryant Park- şehrin ortasında yer alan çok güzel ve keyifli bir park. Özellikle belediyenin park içine koyduğu masa ve sandalyeler parka çok ayrı bir hava katıyor.
- NY Halk kütüphanesi- içine giriş ücretsiz, mutlaka girin.
- Times Square- tabii ki de fotoğraf çekildik.
- Grand Central- Burası en büyük tren istasyonu, mutlaka girin.
- Chrysler binası- uzaktan baktık
- Aziz patrik katedrali- içine girdik ve mum diktik, dileklerimizin gerçek olması dileğiyle.
- Rockefeller center- uzaktan baktık
- Top of the rock- Buraya çıkmadık ama öneriliyor, bizim gittiğimiz yere çıkamazsanız burayı değerlendirebilirsiniz.
- MOMA- Modern Sanat Müzesi, içine girmedik. Çoğu kişi müzenin dükkanına giriyor. Biz ona da girmedik ama merak ediyorsanız girebilirsiniz.
- Vessel- Estetik bir bina
- Hudson Yards- Çok güzel yapmışlar, eski tren yolunda yürümek keyifli
- Chelsea- Okyanus manzaralı güzel bir mahale
- High line- Fotoğraf çekmelik





Yemek olarak ise sabah bagelcıdan everything bagel aldık, içine de plain cream cheese ve domates koydurduk. 2 bagela 12 dolar verdik, öğlen Joe’s Pizza’dan dilim pizza aldık, sıra vardı. 3 dilim pizzaya 25 dolar verdik ve bence çok da vov değildi. Bir yerde oturup dinlenmek için bir puba oturduk ve 2 biraya 24 dolar verdik. Son olarak da akşam yine kuyruğa girdik ve Los tacos’ta 2 tane tacos ve 1 içecek aldık buraya da 21 dolar verdik.
Bizce Avrupa’ya göre ABD’de de alkol pahalı, biralar en ucuz 10 dolardan başlıyor. Kokteyl fiyatları 20 dolar falan. Yemek fiyatları da ucuz değil, İstanbul ile eş değer olduğunu söyleyebilirim. İstanbul gayet pahalı bir şehir. New York da öyle 😁
Alışveriş kısmına gelirsek de ilk gün Manhattan’da yer alan çok katlı Uniqlo’ya uğradık, kendime ve bir arkadaşımıza sihirli çapraz çantalarından aldık (içine dünyaları alıyor o sebeple adını sihirli çanta koydum) sonrasında Central Park’ın girişinde yer alan Apple’a uğradık, yerin altında kocaman bir yer. Ben kendime airpods aldım, yeğenimize de tablet aldık. Türkiye’den fiyatların çok daha ucuz olduğunu söylememe gerek yoktur. Son olarak da eve dönmeden bir Marshalls’a uğradık ve birkaç bir şey aldık. Şehir için de TJ-Maxx ve Marshalls’lar var. Biz bu tarz outlet alışverişlerimizi Long Island tarafında yaptığımız için Manhattan’da pek fazla alışveriş yapmadık. Fakat alışveriş konusunda tek bir cümle söylemek isterim: Türkiye’den çöp bile almayın, ihtiyaçlarınızı belirleyin, paranızı biriktirin ve ABD’ye gidin. Her şey ama her şey bizden çok daha ucuz. Türkiye’de 1 adet Guess çanta parasına oradan 3 adet alabilirsiniz.
İkinci gün:
Bir önceki gün Central Park sınırına kadar yürüyüp sonra geri gelip Midtown ve biraz aşağısını dolaştığımız için 2. gün Midtown’dan başlayıp Downtown’a indik.
- Flariton binası- tadilat vardı, parapetlerden dolayı fotoğraf çekemedik ama mimari açıdan etkileyici bir bina
- Washington square park- yine şehir içinde nefes almalık güzel bir park, tatlış sincaplar var.
- Soho- aşırı pahalı markaların olduğu bir mahalle, adeta Nişantaşı
- Little italy- italyan havası
- Chinatown- çin havası
- Brooklyn köprüsü- mutlaka yürüyün, manzara enfes. Fakat biz aşırı güneşli bir zamanda yürüdük, terden öldük.
- Time out market- açsanız güzel seçenekler var.
- Dumbo- o meşhur fotoğrafı çekin
- Brooklyn heights- güzel bir mahalle, biz parkta oturup okyanus ve köprülerin manzarasının tadını çıkarttık.
- SUMMIT One Vanderbilt- önceden internet sitesi üzerinden ya da oradaki makineler üzerinden biletinizi alabilirsiniz. Biz 8.30 da çıktık. Güneş 8 gibi batmıştı. Manhattan’ı akşam gördük, ışıl ışıl ve etkileyiciydi. Biz en standart biletini aldık ve 2 kişi 112 dolar verdik. Şart mı değil, eminim bar tarzı teraslar da vardır. Fakat asansör ile birkaç dakika içinde 91. kata çıkmak ve oradaki 3 farklı katı deneyimlemek güzeldi. Empire State yerine burasını öneririm, yıllar önce ailemle geldiğimde Empire’a çıkmıştık. Tepede etraf güvenlik sebebiyle teller ile örgülüydü bu sebeple limitli bir açıdan manzarayı görebiliyordunuz. Summit de ise ilk 2 kat tepeden yere cam, son kat ise teras. Burada bar var dilerseniz bir şeyler de içebilirsiniz. Tek sıkıntılı yani çıkışta inanılmaz bir asansör sırası oluyor, inmemiz yarım saati bulmuştur.



Yemek olarak ise sabah kahvaltıyı evde yapmıştık, öğlen yemeğini meşhur sandviççi Katz’de yedik. Yine sıra bekledik, içerisi baya büyük ama o sebeple sıra hızlı ilerliyordu. Sandviçler çok büyük olduğu için biz 1 tane sipariş ederek bölüştük, Pastrami yedik. Bizce lezzetliydi, burada yaşasam ara ara gelir yerim. KDV dahil 31,52 dolar verdik. Amerika’daki marketlerde seçenek o kadar fazla ki aslında bir restorana bile gitmeden tüm yeme-içme işini marketten de yapabilirsin. Biz en çok marketleri meyve almak için kullandık. Hazır, yıkanmış, doğranmış, paketlenmiş meyveler çok güzeldi hem çeşit çeşitti hem de lezzetliydi. Ananas, mango vs Türkiye’de pahalı olduğu için biz bu seyahatte bol bol bu meyvelerden tükettik. Ayrıca gerçekten marketlerde çeşit inanılmaz. Bir içecek reyonu var aman yarabbi bir dolu seçenek, çeşit…
Alışveriş olarak Harry Potter shop’a gittik. İçerisi çok güzeldi, fanı olan herkes kafayı yer. Her ayrıntı vardı. Fakat fiyatlar bizce pahalıydı. Bu aşağıdaki kurbağa çikolatadan almamak için kendimi çok zor tuttum.

Üçüncü gün:
Bugün eşimin yüksek lisanstan arkadaşı, eşi ve oğluşuyla birlikte Kanada’dan New York’a geldi. Biz de onlarla buluşup harika bir gün geçirdik. 😊Sağ olsunlar, bize Özgürlük Heykeli için bilet almışlardı. Hep birlikte feribotla Liberty Island’a geçtik. Özgürlük Heykeli’ni yakından gördük, içine girdik, manzaraya karşı bol bol fotoğraf çektik. Biletimiz, taç (Crown Access) girişini de kapsıyordu. “Madem hakkımız var, çıkalım bakalım.” dedik. Ah keşke demeseymişiz! 😅Eğer taç erişimli bilet almayı düşünüyorsanız, bence bir kez daha düşünün. Yukarıya çıkan bir asansör yok. Onun yerine inanılmaz dar, aşırı dik ve sürekli dönen merdivenleri tırmanıyorsunuz. Zirveye vardığınızda ise sizi bekleyen şey sadece küçücük pencerelerden dışarı bakabilmek. Alan çok dar olduğu için sıradaki insanlar bekliyor, doğru düzgün vakit geçirmeniz ya da fotoğraf çekmeniz de mümkün olmuyor. Sonra aynı dar ve dik merdivenlerden bu kez aşağı iniyorsunuz. Klostrofobisi olanlar için kesinlikle uygun değil. Açıkçası bizim için “bir kere deneyimledik, bir daha asla” kategorisine girdi. 😄Kısacası, Özgürlük Heykeli’ni mutlaka ziyaret edin ama taç erişimli bilet için ekstra uğraşmaya bence hiç gerek yok.

Motor Ellis island’a da uğruyor fakat biz orada inmedik ve ana karaya geri döndük. Wall Street’i dolaştık, Charging bull yani meşhur boğa heykelinde fotoğraf çekildik, World Trade Center ve 9/11 Memorial Pools u gördük.

Yemek olarak ise beraber Fraunces Tavern isimli restoranda öğle yemeği yedik. Her şey çok lezzetliydi, Amerika’da porsiyonlar inanılmaz büyük bir de burada en sevdiğim şey yemek konusunda seçeneğinin çok olması örneğin bir hamburger söylediğinde yanına gelecek patatesi bile seçebiliyorsun normal mi, elma dilimi mi, parmesanlı mı, tatlı patates mi vs vs. (ekstra bir para da almıyorlar)
Dördüncü gün:
Bugünü ise tamamen Central Park’ta pikniğe ayırdık, evden piknik örtüsü aldık. Central Park’ın girişinde yer alan Target Grocery’den piknik için ihtiyaç duyabileceğimiz yiyecek ve içecekleri de alıp parkın yolunu tuttuk. Park inanılmaz ama inanılmaz büyük bir park resmen orman. Biz önce Sheep Meadow kısmına yayıldık, dinlendik sonra yukarı doğru yürüdük, meşhur Bethesda Arcade’yi gördük, birkaç göl gördük, hayvanat bahçesini gördük. Gez gez bitmiyor cidden. Ben geçmişte Metropolitian Museum of Art’a girmiştim. Bu sefer girmedik ama oraya da girsek kesin oraya da 1 günü ayırmak gerekiyordu. Özetle bu park asla bir günde gezilebilecek bir park değil. Daha görmediğimiz birçok yeri vardı.



Piknik sonrasında da akşam yemeği olarak Avrupa’da da bulunca yediğimiz Five Guys’ı bir de memleketinde yiyelim dedik ve hamburger yedik. Fiyatlar yine çok ucuz değildi, 41 dolar verdik. Fakat lezzet güzeldi, biz buranın hamburgerini ve özellikle patatesini seviyoruz.
New York seyahatimizin 4 tam gününü Manhattan’ı keşfetmeye ayırdık. Kalan 2 günümüzde ise outletleri gezerek alışveriş yaptık. Elbette merkezde hâlâ görmediğimiz, keşfedemediğimiz pek çok yer olduğuna eminiz. Manhattan tek başına bile günlerce keşfedilebilecek kadar büyük ve hareketliyken, New York City’yi oluşturan beş ana bölgeyi (Manhattan, Brooklyn, Bronx, Queens ve Staten Island) hakkıyla gezebilmek için çok daha uzun bir zaman ayırmak gerekiyor. Bu yüzden New York’a bir kez gitmek, bu eşsiz şehri tam anlamıyla deneyimlemek için yeterli olmuyor.
Aklıma gelmişken yazıyı 2 not ile bitirmek isterim:
1- ABD’de de prizler farklı bu sebeple mutlaka dönüştürücü getirin
2- ABD’de restoranlarda bahşiş (tip) vermek neredeyse zorunlu kabul ediliyor. Genellikle hesabın %18-20’si oranında bahşiş bırakmanız bekleniyor. Ancak özellikle New York gibi yoğun turist çeken şehirlerde, çok sayıda Avrupalı turist bahşiş kültürüne alışık olmadığı için bazı restoranlar bahşişi doğrudan hesaba ekleyebiliyor. Bu nedenle ödeme yapmadan önce mutlaka fişinizi kontrol edin. Eğer bahşiş (gratuity/service charge) zaten eklenmişse, tekrar bahşiş vermenize gerek yok. Bu sistemin temel nedeni ise ABD’de birçok restoranda garsonlara çok düşük maaş ödenmesi. İşverenler, çalışanların gelirlerinin önemli bir kısmını müşterilerin bıraktığı bahşişlerden kazanacağını varsayarak ücret politikalarını buna göre belirliyor. Dolayısıyla bahşiş, aslında çalışanların maaşının önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bize göre oldukça ilginç ve alışması zor bir sistem. Hatta bahşiş kültürü sadece restoranlarla da sınırlı değil. Starbucks’ta kasiyer ödeme ekranında bahşiş seçeneği sunabiliyor, Uber şoförleri için de uygulama üzerinden bahşiş vermeniz teşvik ediliyor. Kısacası ABD’de bahşiş vermek günlük hayatın neredeyse her alanına yayılmış durumda.
Yazımı okuduğunuz için teşekkürler, bir sonraki yazım bizim için bir hayal kırıklığı olan Miami hakkında olacak.
Sevgiler.
Yorum bırakın